YAŞANTIMIZDAKİ BU GÜN YANIMIZDAKİ HER KİMSE BİR AŞK BİR DOST OLARAK OLMASINI İSTEDİĞİMİZ KİŞİ OLMASI UMUDU İLE GÜNAYDIN
İNAN BATMIŞ ŞEHİRLER GİBİ ONARILMAZ ANILAR
Biri beyaz biri kara iki kedi.. Birbirlerinin omzuna kollarını dolamışçasına birbirlerine şefkatle sarılarak, birbirlerine dayanarak yola çıkmışlar. Gölgeler akşamüstünü söylüyor. Yorgun bir günün sonunda eve dönüyorlarmış gibi. Yüzlerini görmüyoruz ama eminim mırıl mırıl konuşuyorlardır. Belli sınanmış, denenmiş bir dostluk bu, uzun yolları da göze alabilen bir dostluk
Ya biz, binde bir karşımıza çıkan dostluk, arkadaşlık, sevgililik fırsatlarını ne yapıyoruz? Akşamüstünün bir saatinde yorgun gövdemizi yaslayıp mırıl mırıl konuşabileceğimiz, omzumuza dolanan bir kolun, başımızı yaslayabileceğimiz bir omzun, belimizi kavrayan bir elin, uzun yollara dayanıklı ayakların sahibi karşımıza çıktığında tanıyabiliyor muyuz onu, değerini biliyor, biricikliğini, benzersizliğini anlayabiliyor muyuz? ...
Yoksa hayatı sonsuz, fırsatları sayısız sanıp kendimizi hep ilerde bir gün karşılaşacağımızı sandığımız bir başkasına, bir yenisine ertelerken hayat yanımızdan geçip gidiyor mu? Karşımıza çerken çıkmış insanları yolumuzun dışına sürüklerken bir gün geri dönüp onu deliler gibi arayacağımızı hiç hesaba katıyor muyuz? Hayat her zaman cömert davranmaz bize, tersine çoğu kez zalimdir, her zaman aynı fırsatları sunmaz, toyluk zamanlarını ödetir. Hoyratça kullandığımız arkadaşlıkların, eskitmeden yıprattığımız dostlukların savurganca harcadığımız aşkların hazin hatırasıyla yapayalnız kalırız bir gün...
Bir akşamüstü yanımızda kimse olmaz, ya da olanlar olması gerekenler değildir. Yıldızların bizim için parladığını göremeyen gözlerimiz, gün gelir kayan yıldızların gömüldüğü maziye kilitlenir...
Kedilerin özel bir anını yakalamak gibidir kendi hayatımızdaki olağanüstü anları ve olağanüstü kişileri yakalamak. Bazılarının gelecekte sandıkları ´bir gün´ geçmişte kalmıştır oysa; hani şu karşıdan karşıya geçerken, trafik ışıklarında rastladığınız, omzunun üzerinden şöyle bir baktığınız sonra da boş verip ´Nasıl olsa ilerde bir gün tekrar karşıma çıkar.´ dediğinizdir. Oysa tam da o gün bu zalim şehri terk etmiştir O, boş yere bu sokaklarda aranırsınız... Murathan Mungan
AŞK ÖZETİ zaman zaman anlardın aşk özetini zamanın içinde aşk olmasaydı böyle yanmazdın böyle serzenmezdin aşk özetinde seni seni bulmazdım....
MURATHAN MUNGAN
hepimiz çıkartalım kendimize kendi özetimizi bakalım neler fısıldayacak bizlere
hepimize iyi bir gün geçirmemiz dileğiyle iyi çalışmalar,iyi günler...
günaydın no name, biz hergün gerçekçi değilmiyiz de bugün gerçekçi olacağız Ayrıca imkansızı isteyelim demişsin adı üstünde imkansız... olmayacak birşeyi niye isteyelim:)
(birinin bunu demesini mi bekliyordun yoksa onun için mi yazdın:))
benim gibi birisi olsun ki ada renkli kalsın değil mi? yazdıklarımla sizi güldüremezsem işte o gün bitmişimdir ben:) bazen hayat seninle değil sen hayatla oynamalısın benim yaptığımda bu sadece ara sıra hayatla dalga geçmek...
ANNEMİ NEDEN Mİ SEVİYORUM? Akşam annemle babam televizyon seyrediyorlardı. > >Annem, 'Geç oldu,'dedi, 'zaten yorgunum, ben yatıyorum.' Dedi.Annem kalktı, > >mutfağa gitti. Çerez-meyve tabaklarını çalkaladı kaldırdı. Sabaha hazır > >olsun diye çaydanlığı doldurdu, demliğe çay koydu. Şekerliğe baktı, dibinde > >az kalmış, üstüne ekledi. Kahvaltı için buzluktan ekmek çıkardı, akşam > >yemeği için çözülsün diye de eti aşağıya koydu. Kahvaltı masasını > >hazırlamak için masanın üstündekileri topladı. Telefonu şarja koydu, > >telefon defterini kapatıp yerine koydu. Sonra çamaşır makinesinden ıslak > >çamaşırları çıkarıp astı ve makineyi tekrar doldurdu. Banyodaki çöp > >sepetini boşalttı. Islak bir havluyu kurusun diye duş perdesinin borusuna > >astı. Bir gömlek ütüledi, kopuk düğmesini dikti. Çiçekleri suladı. > >Esneyerek gerindi ve yatak odasının yolunu tuttu. Çalışma masasının > >yanından geçerken durdu, öğretmene tezkere yazdı, okul gezisi için para > >sayıp ayırdı, eğildi, sandalyenin altına girmiş ders kitabını aldı, masanın > >üstüne koydu. Kek tarifleri defterini çıkardı, arkadaşına söz verdiği > >tarifi bir kağıda yazdı, çantasına koydu. Bakkaldan alınacakları not etti, > >notu da çantasına koydu.Sonra gitti, 3'ü 1 arada temizleme losyonuyla > >yüzünü yıkadı, dişlerini fırçaladı. Gece kremini ve kırışık önleyici > >nemlendiricisini sürdü. Tırnaklarına baktı, törpüledi. İçeriden 'sen > >yatmaya gitmemiş mıydın' diye seslenen babama 'şimdi gidiyorum' deyip > >köpeğin su kabını doldurdu. Kapıları pencereleri kontrol etti, holdeki > >lambayı yaktı. Kardeşimin odasına gitti, oğlan uyumuş, lambasını söndürdü, > >bilgisayarını kapattı, gömleğini astı, yerdeki kirli çorapları toplayıp > >sepete attı. Bana geldi,'haydi yat artık, biraz da yarın çalışırsın,' > >dedi.Kendi odasına gitti, saati kurdu, ertesi gün giyeceklerini hazırladı. > >6 maddelik acil işler listesine 3 madde daha ekledi. Kendi kendine iyi > >geceler diledi, hayallerinin gerçekleştiğini gözünün önüne getirdi. İşte o > >sırada babam televizyonu kapattı, ortaya öylece bir 'ben yatıyorum' dedi ve > >gitti yattı. Sizce bu işte bir gariplik yok mu? Kadınların neden daha uzun > >yaşadığını merak etmiyor musunuz? ÇÜNKÜ BİZİM YAPIMIZ UZUN ÇEKİŞLİ (ve işimizi bitirmeden öyle çabuk çabuk ölemeyiz)! ALINTIDIR
hepimiz biliyoruz ki Anneler günü bir gün değildir onlar bizim için bir ömür feda eden vefakar meleklerdir onların haklarını ödeyemeyiz ama yinede bir günde olsa onlar için ayrılmış bu özel günde öncelikle kendi annemin daha sonra burada bulunan bizleri birer evlat gibi kardeş gibi seven Seval abla ve Mavigün ablanın,gelecekte anne olmaya aday güzel kızlarımızın, yakışıklı beylerimizin ve güzel kızlarımızın annelerinin anneler günü kutlu olsun
Sevgili Mavigün, Eylemcim ve No Namecim sizin erkende gelip yazdiginiz güzellikleri görmek her zaman büyük mutluluk, tesekkürler canlarim..
Sizi tanimak ve sevmek ayricaligini her zamankinden daha fazla duyarak güzel bir gün gecirmenizi diliyorum.. her gününüz bir öncekinden daha güzel olsun..
Anneler günü? Kutlu olsun tüm annelere. Anneleriniz icin en büyük armaganin "sizin mutlulugunuz" oldugunu unutmayin! Ne yapin edin, ama Mutlu olun...
No Namecim acma - kapatma dügmesi bozulmus tutukluk yapiyormus ben daha önce görmedigim icin dün gece panik yaptim biraz, bir sakatlik var kasada ama cok önemli gibi görünmüyor.. Ilginize tekrar tesekkürler..
Cimbom Galatasaray Galatasaray Şampiyon Cimbom Galatasaray Şampiyonum Cimbomum
Türkiyenin gururu taraftarın cimbomu Seni sevdik gönül verdik şanlı GALATASARAY Golleri attın şampiyon oldun Durduramaz kimse en büyük sensin diye Cimbomum yarim sarı kırmızım benim Dün seninle yarışan bu gün herkes perişan
Cimbom Galatasaray Galatasaray Şampiyon Cimbom Galatasaray Şampiyonum Cimbomum
Türkiyenin gururu taraftarın cimbomu Seni sevdik gönül verdik şanlı GALATASARAY Golleri attın şampiyon oldun Durduramaz kimse en büyük sensin diye Cimbomum yarim sarı kırmızım benim Dün seninle yarışan bu gün herkes perişan
Cimbom Galatasaray Galatasaray Şampiyon Cimbom Galatasaray Şampiyonum Cimbomum
İlk kundağın Ben oldum, yavrum; İlk oyuncağın Ben oldum!
Acı nedir Tatlı nedir... bilmezdin... Dilin damağın Ben oldum!
Elinin ermediği Dilinin dönmediği Çağlarda, yavrum Kolun kanadın Ben oldum Dilin dudağın Ben oldum
Belki kıskanırlar diye Gördüklerini Sakladım gözlerden Gülücüklerini... Tülün duvağın Ben oldum!
Artık isterlerse adımı Söylemesinler bana "Onun annesi" diyorlar... Bu yeter sevgilim, bu yeter bana!
Bir dediğini iki Etmiyeyim diye öyle çırpındım ki Ve seni öyle sevdim sana O kadar ısındım ki Usanmadım, yorulmadım, çekinmedim Gün oldu, kırdın... İncinmedim; İlk oyuncağın, Ben oldum, yavrum Son oyuncağın Ben oldum...
Layık değildim Layık gördüler Annen oldum yavrum, Annen oldum!
Ayın altında kağnılar gidiyordu. Kağnılar gidiyordu Akşehir üstünden Afyon'a doğru. Toprak öyle bitip tükenmez, dağlar öyle uzakta, sanki gidenler hiçbir zaman hiçbir menzile erişmiyecekti. Kağnılar yürüyordu yekpare meşeden tekerlekleriyle. Ve onlar ayın altında dönen ilk tekerlekti. Ayın altında öküzler başka ve çok küçük bir dünyadan gelmişler gibi ufacık, kısacıktılar, ve pırıltılar vardı hasta, kırık boynuzlarında ve ayakları altından akan toprak, toprak ve topraktı. Gece aydınlık ve sıcak ve kağnılarda tahta yataklarında koyu mavi humbaralar çırılçıplaktı. Ve kadınlar birbirlerinden gizliyerek bakıyorlardı ayın altında geçmiş kafilelerden kalan öküz ve tekerlek ölülerine. Ve kadınlar, bizim kadınlarımız : korkunç ve mübarek elleri, ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle anamız, avradımız, yârimiz ve sanki hiç yaşamamış gibi ölen ve soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki ve karasabana koşulan ve ağıllarda ışıltısında yere saplı bıçakların oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan kadınlar, bizim kadınlarımız şimdi ayın altında kağnıların ve hartuçların peşinde harman yerine kehribar başaklı sap çeker gibi aynı yürek ferahlığı, aynı yorgun alışkanlık içindeydiler. Ve on beşlik şarapnelin çeliğinde ince boyunlu çocuklar uyuyordu. Ve ayın altında kağnılar yürüyordu Akşehir üstünden Afyon'a doğru. «6 Ağustos emri» verilmiştir. Birinci ve İkinci ordular, kıt'aları, kağnıları, süvari alaylarıyla yer değiştiriyordu, yer değiştirecek. 98956 tüfek, 325 top, 5 tayyare, 2800 küsur mitralyöz, 2500 küsur kılıç ve 186326 tane pırıl pırıl insan yüreği ve bunun iki misli kulak, kol, ayak ve göz kımıldanıyordu gecenin içinde. Gecenin içinde toprak. Gecenin içinde rüzgâr. Hatıralara bağlı, hatıraların dışında, gecenin içinde : insanlar, âletler ve hayvanlar, demirleri, tahtaları ve etleriyle birbirine sokulup, korkunç ve sessiz emniyetlerini birbirlerine sokulmakta bulup, kocaman, yorgun ayakları, topraklı elleriyle yürüyorlardı. Ve onların arasında Birinci Ordu İkinci Nakliye Taburu'ndan İstanbullu şoför Ahmet ve onun kamyoneti vardı. Bir acayip mahlûktu üç numrolu kamyonet : İhtiyar, cesur, inatçı ve şirret. Kırılıp dağlarda kalan sol arka makası yerine şasinin altına, dingilin üzerine budaklı bir gürgen kütüğü sarmış olmasına rağmen ve kalb ağrılarıyla ve on kilometrede bir karanlığa yaslanıp durduğu halde ve vantilâtöründe dört kanattan ikisi noksan iken şahsının vekarlı kudretini resmen biliyordu : «6 Ağustos emri»nde ondan ve arkadaşlarından «... ihzar ve teşkil edilmiş bulunan ve cem'an 300 ton kabiliyetinde kabul olunan 100 kadar serî otomobil...» diye bahsediliyordu. İhzar ve teşkil olunanlar, bu meyanda Ahmet'in kamyoneti, insanların, âletlerin ve kağnıların yanından geçip Afyon - Ahırdağları ve imtidadına doğru iniyorlardı. Ahmet'in kafasında uzak bir şehir ve bir şarkı vardı. Bu şarkı nihaventtir ve beyaz tenteli sandalları, siyah mavnaları, güneşli karpuz kabuklarıyla bir deniz kıyısındadır şehir. Vantilâtörde adedi devir düşüyor gibi. Arkadaşlar ileri geçtiler. Ay battı. Manzara yıldızlardan ve dağlardan ibaret. Sen Süleymaniyelisin oğlum Ahmet, çınar dibinde iki mars bir oyunla yenip Bücür'ü, kalk, sıra servilerin önünden yürü, çeşmeyi geç, mektep bahçesi, medreseler, orda, Harbiye Nezareti'nin arka duvarında siyah çarşaflı bir kadın çömelip yere darı serper güvercinlere ve papelciler şemsiye üstünde papaz açarlar. Motor mızıkçılık ediyor, bizi dağ başlarında bırakacak meret. Ne diyorduk oğlum Ahmet? Dökmeciler sağda kalır, derken, Uzunçarşı'ya saparken, köşede, sol kolda seyyar kitapçı : «Hikâyei Billûr Köşk», altı cilt «Tarihi Cevdet» ve «Fenni Tabâhat». Tabâhat, mutfaktan gelirmiş, yani yemek pişirmek. Hani, uskumru dolmasına da bayılırım pek. Yaldızlı kuyruğundan tutup bir salkım üzüm gibi yersin. İlerde bir süvari kolu gidiyor, saptılar sola. Uzunçarşı'yı dikine inersin. Sandalyacılar, tavla pulcuları, tesbihçiler. Ve sen İstanbullu, sen kendi ellerinin hünerine alışmış olduğundan şaşarsın İstanbullulara : ne kadar ince, ne çeşitli hünerleri var, dersin. Rüstem Paşa Camii. Urgancılar. Urgancılarda yüz parça yelkenli gemiyi ve hesapsız katır kervanlarını donatacak kadar urgan, halat ve dökme tunçtan çıngıraklar satılır. Zindankapı, Babacafer. Uzakta Balıkpazarı. Kuruyemişçiler. Yemiş iskelesindeyiz : sandalları, mavnaları, güneşli karpuz kabuklarıyla yüzüne hasret kaldığım deniz. Sol arka lastik hava mı kaçırıyor ne? İnip baksam... Yemiş iskelesinden dilenci vapuruna binip Eyüp'te Niyet Kuyusu'na gittikti. Elleri yumuk yumuk, bacakları biraz çarpıktı ama, yeşil zeytin tanesi gibi gözler. Kaşları da hilâl gibi çekikti. Tam Kasımpaşa'ya yaklaştık, beyaz başörtüsü... Lastik hava kaçırıyor. Derdine deva bulmazsak eğer... Dur bakalım Babacafer... Üç numrolu kamyonet durdu. Karanlık. Kriko. Pompa. Eller. Küfreden ve küfrettiğine kızan elleri lastikte ve ihtiyar tekerlekte dolaşırken Ahmet hatırladı : bir gece nüzüllü babaannesini sedirden sedire taşırken kadıncağız... İç lastik boydan boya patladı. Yedek? Yok. Dağlarda avaz avaz imdat istemek? Sen Süleymaniyelisin oğlum Ahmet, sana tek başına verilmiştir üç numrolu kanyonet. Hem, hani bir koyun varmış, kendi bacağından asılan bir koyun. Süleymaniyeli şoför Ahmet soyun... Soyundu. Ceket, külot, pantol, don, gömlek ve kalpak ve kırmızı kuşak, Ahmet'i postallarının üstünde çırılçıplak bırakarak dış lastiğin içine girdiler, şişirdiler. Bu şarkı nihaventtir. Deniz kıyısında bir şehir... Beyaz başörtüsü... Saatta elli yapıyoruz... Dayan ömrümün törpüsü, dayan da dağlar anadan doğma görsün şoför Ahmet'i, dayan arslan... Hiçbir zaman böyle merhametli bir ümitle sevmedi hiçbir insan hiçbir âleti...
herkese merhabalar güzel bir pazar geçirminizi dilerim.
eğer anneniz anılarınızda ise anılarınızla , anneniz uzaklardaysa onun sesini duyarak eğer anneniz yanınızdaysa onunla birlikte ama bu gün annenize sizden bir armağan olsun. iyi pazarlar..
İsimleri her dilde anlam bulan anneler. Yılları yollara kurban olan anneler. Bir kandil gibi gibi kendisini tüketirken bile, ülkesine ışık saçan anneler. Her ay sonunda elde kalanı sıfırla toplayıp, umutla çarpan anneler. Hak arayan çocukları coplanırken, kor gibi yanan anneler. Cehennem ülkesinde Cennet kokan anneler. Gününüz kutlu olsun.
***
Şartlar ne olursa olsun, kendilerini erdemli bir hayata ilikleyen anneler. Başkalarının çocuğunu da kendi çocuğu belleyen anneler. Harama yan gözle bakmayıp, onuruyla direnen anneler. Yetimin öksüzün hakkını yiyerek, belediyeleri sömürerek altına lüks cipler çeken kadınlara asla ve asla benzemeyen anneler. Hak yiyen değil, hakkı yenen anneler. Gününüz kutlu olsun...
***
Hayat onları ezip geçerken, karıncayı bile incitmeyen anneler. Dik kafalı erkek törelerine ve cinsel köleliğe boyun eğmeyen anneler. Güzelliğini gözlerinin içinde gizleyen anneler. Ömrün her sayfasına, bir seccade gibi serilen anneler. Evlatlarını kadere kurban veren, vermeyen anneler. Gününüz kutlu olsun...
***
Gönüllerini senede bir gün alsak bile, hiçbir şekilde sitem etmeyen, dağ yürekli anneler. Cumhuriyet ilkelerini, çocuklarının üzerine yorgan yapan anneler. Yeni bir güne başlarken, bir karanfil gibi yüreklerimizi aydınlatan öğretmen anneler. Oğullarını gözü kapalı, vatana armağan eden asker anneleri... Her sabah meleklerin gözyaşlarıyla, yüzlerini yıkayan şehit anneleri... Gününüz kutlu olsun.
***
Cennet'i ayaklarının altına alan... Allah'ın en görkemli eseri.... Namuslu anneler... Gününüz kutlu olsun...
kendimi bildiğim an sevmeyi öğrendim ve bir daha hiç unutmadım onüç yaşında gözyaşlarımı içime akıtabilmeyi ve de sessizce ağlamayı öğrendim ondört yaşında insanın yalnızlığını öğrendim kalabalıklar içindeyken bile yalnız kalabileceğimi gökkuşağına bakarken ayaklarımın yerden kesilmesini öğrendim tıpkı ergenlikteki ilk öpüşmenin ayaklarımı yerden kestiği gibi onbeş yaşında platonik aşkımdan vazgeçmeyi ve unutabilmeyi ya da unuttuğumu sanmayı öğrendim onaltımda zaman zaman kendimi bile kandırabileceğimi herşeyin yanılsama olduğunu öğrendim onyedi yaşında terkedilmeyi öğrendim yarı yolda bırakılmış yetim çoçuklar gibiydim onsekiz yaşımda her aşkıma sen ilk ve sonsun dediğimi farkettim ve kendimi eleştirmeyi öğrendim ondokuz yaşımda ne yaparsam yapayım herkes gibi içimde dolmaz bir boşlukla yaşayacağımı öğrendim yirmi yaşımda yenilmeyi öğrendim aslında çok zamandır yeniktim ama yenilgiyi kabullenmeyi öğrendim yirmibir yaşımda küçük şeylerden mutluluğu öğrendim hayattan çalmayı öğrendim küçücük anları yirmiiki yaşımda her zaman tekrar sevebileceğimi öğrendim yirmiüç yaşımda yaşadığım müddetçe istersem herkesten ve herşeyden birşeyler öğrenebileceğimi öğrendim herkesin doğrusunun kendi inandıkları olduğunu öğrendim yirmidört yaşımda hayatın ve sevginin, insanın detaylarda gizlendiğini öğrendim yirmibeş yaşında asl'olanın seni seviyorum demek değil sevginin yaşayarak, bakarak, görerek ifade edileceğini öğrendim, daha öğrenecek o kadar çok şey olduğunu öğrendim hayatımıza girenlerin birbir gittiğini sonunda kendimizle başbaşa kaldığımızı yalnız gelip, yalnız gitmek zorunda olduğumuzu öğrendim ve son nefeste eğer sevgiyle elimizi tutan bir kişi varsa yanı başımızda çok ama çok şanslı olduğumuzu öğrendim birileri gittikten sonra dövünmenin fayda etmediğini yanımızdaki, çevremizdeki insanları kaybetmeden önce farkedip görmemiz gerektiğini öğrendim çocukları sevmeyi öğrendim kim olduklarını bilmeden tanımadan her çocuğu içimdeki çocuğun sesini dinlemeyi öğrendim geceleri insanın vicdanını susturamayacağını öğrendim ne yaparsam yapayım gece rahat yatabilirsem eğer yaptığımın kendimce doğru olduğunu öğrendim elimdeki herşeyi versem de dünü getiremeyeceğimi her günümün son gün olduğunu öğrendim dedim ya sevmeyi hiç unutmadım illa da aileyi, sevgiliyi sevmek değil mesela bir yağmur damlasını da sevebilmek gibi
Hayat zormuş! Düşündüğümden çok daha fazla... Acımasızlığını, sertliğini sonradan gösteriyormuş. Keskin dişleri zorlukların, seni korkutuyormuş. Ama hiçbir keskin diş, kırılmaz değilmiş, Ve hiçbir zorluk, sen istersen, yenilmez değilmiş...
Her yeni gün, yeni bir macera, yeni bir oyunmuş. Bölümleri geçtikçe gün gün, yükseldikçe oyunda, Daha da zorlaşıyormuş. Asıl bitti dediğin anda oyun başlıyormuş... Ve oyunda sadece bir hak tanınıyormuş...
Bazı şeyleri başarabilmek için zorluklarla savaşmak, Ve geçmişten yardım dilemek gerekiyormuş... Evet arkadaşım! Geçmişin sana yardım ediyormuş, Ve kimi zaman da en büyük düşmanın, geçmişin oluyormuş...
Şimdiyi dikkatli yaşamak, Adımlarını atarken bastığın yerlere bakmak, Basacağın yerleri bilmek, Ve atılan adımların silinemeyeceğini öğrenmek gerekiyormuş... Keşke sözü, hatalarını en iyi şekilde ifade ediyormuş, Ve hataların çoğaldıkça, keşkeler daha da senin oluyormuş...
Bazı şeyleri terkedemiyormuş insan... Çekip gidemiyormuş arkada bırakıp. Gitse bile bir gün, anılar rahat bırakmıyormuş. Bir kısa mesaj, ömrü uzatabiliyormuş. Ve bir kelime, hayatı altüst edebiliyormuş. Üç nokta, çok şey ifade ediyormuş aslında... Terketmenin söylemesi kolay, yapması zormuş...
Özel olmak insanların kalbinde, Hayattaki en önemli idealin olabiliyormuş. Dertler, dertleri izliyor, Birinden kurtulsan, diğeri geliyormuş... Sevdiğin insan, eğer sahiden sevdalıysan, En değerli varlığın olabiliyormuş...
Hayat zormuş! Düşündüğümden çok daha fazla... Dikkatli yaşandığında çok şey öğretiyormuş. Ve öğrettiklerini ileride uygulamanı istiyormuş... Ateş de buz da el yakıyormuş... Hayat, zor bir oyunmuş... Oyun bitse bile bir gün, unutulmuyormuş...
Bu sefer izledim ve bak neler öğrendim senden... Yeni şeyler öğrendim Mesela susmayı Sustukça konuşmuş olmayı Arkada kalmayı gördüm Arkada kaldıkça önde olduğumu farketmeyi...
Bu sabah aynada sırıttım kendime Sessiz bi haykırışın Sırıtılarak anlatılabileceğini gördüm insanlar gördüm Yalanlar, yalancılar Rüyalar vardı sörf tahtasında sanki Yaşamlar gördüm Bir fısıltıyla anlatılan Ama sesi gibi taşın, aynı Yuvarlanıp akan tepelerden dağdan
Bu sabah bir söz duydum Bir çift gözle Gözgöze geldim aynada İçinde çok derinde Seni gördüm Gözlerini Gülümseyişini Sesini duydum Ve tepkilerimi gördüm Titrememi, sırıtmamı Ve cam buğusu gözyaşımın arkasından Seni sevdiğimi gördüm!!
no name bu da yanında acı çikolata kahvenin yanında.
Hayat Nedir Anne
Benim hiç sapanım olmadı anne, Ne kuşları vurdum, Ne kimsenin camını kırdım... Çok uslu bir çocuk değildim ama, Seni hiç kırmadım, hem boynumu kırdım. Ben hayatım boyunca Bir tek kendimi vurdum!.
Suskun görünsem de, Fırtınalı ve mağrurdum anne. Bir mızrak gibi, Aynada hep dik durdum anne! Ben sana hiçbir gün laf getirmedim, Leke sürmedim. Ama göğsümü çok hırpaladım, Kalbimi çok yordum... Ben hayatım boyunca, En çok kendimi sordum!.
Benim hiç sevgilim olmadı anne, Ne bir yuva kurdum, Ne bir gün şansım güldü... Öpemeden bir bebeğin gıdısını, Tükendi gitti çağım... Kimi yürekten sevdiysem, Yüreğini başkasına böldü... Bir muhabbet kuşum vardı, O da yalnızlıktan öldü...
Sen beni hep, göğsünde Acılarla mı soğurdun anne? Yoksa, evlat diye, Koca bir taş mı doğurdun anne? Eziyet değilim, zahmet değilim, Musibet hiç değilim; Bir senin mi balına sinek kondu, söylesene! Doğurdun da beni, Ne ile yoğurdun anne?
Benim hiç hayalim olmadı anne... Ne seni rahat ettirdim, Ne kendim ettim rahat... Bir mutluluk fotoğrafı bile çektirmedi bu hayat! Kaybolmuş bir anahtar kadar Sahipsizim anne... Ne omzumda bir dost eli, Ne saçımda bir şefkat...
Say ki yollardan akan, Şu faydasız çamurdum anne... Say ki ıslanmaktım, üşümektim, Say ki yağmurdum anne! Bunca yıldır gözyaşını, Hangi denizlere doldurdun? Oy ben öleyim, Sen beni ne diye doğurdun anne?
Hayat nedir, nedir ki anne; Bir oyun, bir masal değil mi? Bak, kırıldı oyuncaklarım... Ömrüm gitti, Sevdam bitti... İnan, ben hiç büyümedim ki...
Sevmektir aslında hayat. Tüm sana yakın olanları, yakın hissettiklerini. Seni sevenleri, sevebileceklerini.. Tüm alemi, yani. Yani seni, yani kendimi;;; Kötüler yok mu? Elbette var ve de var olacak ... Ama sayıları azalacak veya çoğalacak. Aslında sevmeyi sevmektir hayat!!! Sen iyi isen herkes iyidir. En azından sen böyle düşünürsün... Seni düşünenler için. Senin düşündüklerin için...
Desem ki sevgi nedir? Dersin ki, derler ki paylaşmaktır, fedakarlıktır, olasılıktır. Buluşma, konuşma, dertleşme, iyi ama kötü her şeyi paylaşmaktır... Sen seviyorsan sevilirsin; yeter ki sevdiğini hissettir, Duygularınla, hislerinle, sözlerinle, gözlerinle... Sevmektir aslında HAYAT??? Bir defa yaşanan; ve vazgeçilmek istenmeyen!!!
İbrahim Öztürk
ve son
Hayat Ne Ki?
sana bunları öğreten peki ya unutturan seni sende yok eden, seni sende var eden, dunyada seni sen eden hayat değil mi? hayat işte. nasıl yaşanılırsa öyle bir hayat.
Yerin seni çektiği kadar ağırsın, Kanatların çırpındığı kadar hafif.. Kalbinin attığı kadar canlısın, Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç... Sevdiklerin kadar iyisin, Nefret ettiklerin kadar kötü.. Ne renk olursa olsun kaşın gözün, Karşındakinin gördüğüdür rengin.. Yaşadıklarını kar sayma: Yaşadığın kadar yakınsın sonuna; ne kadar yaşarsan yaşa, Sevdiğin kadardır ömrün.. Gülebildiğin kadar mutlusun. Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin Sakın bitti sanma her şeyi, Sevdiğin kadar sevileceksin. Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın. Bir gün yalan söyleyeceksen eğer; Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın. Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret, Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın. Unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın, Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak. Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü. Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin.. İşte budur hayat! İşte budur yaşamak, Bunu hatırladığın kadar yaşarsın Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun Çiçek sulandığı kadar güzeldir, Kuşlar ötebildiği kadar sevimli, Bebek ağladığı kadar bebektir. Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren, Sevdiğin kadar sevilirsin...
"...köşe başlarında saklandıkça yüreğim gel, gel hadi! anlaşıldı / inadına tepinecek bu aşk bende..."
çaresizdi... benim sana gelişlerim eskitilmiş bir ten üzerineydi: tek bir kelimelikti belirsizliğimdi! bir tabak çerez düşlerim uzadıkça yarım kalan bir yetmezlik gibi...
...sensizliğimdi! esmerliğin koynunda dolaşırdı / adı ortalarda bir yerde ama nerede?.. sabahın o gül kokulu çiçekleri gelincikler vardı; papatyalarsa saksılarda mahkumdu! sonrası gelinler sevdi de; sen... sen... sen oldu papatyalar...
...duyuyor musun? iki şey arasında bir yerde / akşamlar esmerleşiyor duy bak gece sana ne hediye ediyor yıldızlar parlıyor ve dolunay sanki yakamozda çoğalıyor...
"içimde o kadar bolluksun ki -yalnızlığımı bile kalabalıklaştırıyorsun biliyorum!... zaten bildikçe varoluyorum..."
en küçük kız kardeşim,bir ara Manisa'da bir radyoda geceleri şiir programı yapıyordu. o gün kendisini aradım sordum, yemin billah haberim yok tripleri yaptı. defteri sordum bilmiyorum, bi bakayım ararım ,falan derken ablasını aradım defteri buldurdum. kargoya verdirdim zannederim yarın elimde olur. bakacağız hasara...
Bu resimler yabancı dolu Bu ellerse benim değil Aynada ki ölü suratı Bardaktaki siyanürlü çay Karşımda Çıplak yatan kız Bu yaşadığım dünya Benim Değil...
Böceklerin gezdiği boş oda Tek şekerli kahve Yanımdaki Sarı ucuz peruk Bileği kanlı bu eller Ve yerdeki gözyaşları Bu ayaklar çorapsız Benim Değil...
Şu sıra yapamıyor ablacım. Büyük bir süpermarketin müdür yardımcısı.Mesaisi 23 sularında bitiyor.yaptığı program 23-24 arasıydı, şimdi zaman ayıramıyor artık...
Delice bir yağmur dışarıda Sultanahmet’te bir parkta İstanbul ağlıyor Ben ağlıyorum Sultanahmet cami açmış kollarını göğe Dualar ediyor bıkmış günahlardan Eskimiş çan sesleri geliyor Ayasofia’dan Padişahın terlik sesleri Topkapı Sarayından Bir kedinin yürüyüşü Kumkapı’dan Balıkçı tezgahlarından İnsanlar geliyor üzerime Deniz geliyor üzerime Gelmeyin Papazlar duaya başlıyor mumlar yanmış Bir polis koridoru aştı Bir mahkum tespihini dolandı Bir ana vurulan evladına ağladı Bir mektup Sirkeci’den postalandı Biri geldi sevgilime sarıldı Delice bir yağmur dışarıda Sultanahmet’te bir parkta İstanbul ağlıyor Ben ağlıyorum
80 yorum:
141 yorumu önceki yorumlar bölümüne gönderemiyor musun?
malesef sirayla aliyor
yaparken yanlis yapmisiz
ilk önce yorumlar kismini daha sonra senaryolar kismini yazsaydik bu sorun olmayacakti.
ama isterseniz o bölüme bundan sonra yorum yazilmasini engelleyebilirim
sağlık olsun,eline sağlık...
İyi geceler diliyorum,
yazılmışsa nefes almak, sabah görüşme umuduyla Allah rahatlık versin...
iyi geceler kardesim...
neden bu kadar geç açılıyo bu sayfa yaa :( 5 dk da anca açıldı..
bi yavaslik var ama ben de anlamadim..
YAŞANTIMIZDAKİ
BU GÜN YANIMIZDAKİ HER KİMSE
BİR AŞK
BİR DOST OLARAK
OLMASINI İSTEDİĞİMİZ KİŞİ
OLMASI
UMUDU
İLE
GÜNAYDIN
İNAN BATMIŞ ŞEHİRLER GİBİ ONARILMAZ ANILAR
Biri beyaz biri kara iki kedi..
Birbirlerinin omzuna kollarını dolamışçasına birbirlerine şefkatle sarılarak,
birbirlerine dayanarak yola çıkmışlar.
Gölgeler akşamüstünü söylüyor.
Yorgun bir günün sonunda eve dönüyorlarmış gibi.
Yüzlerini görmüyoruz ama eminim mırıl mırıl konuşuyorlardır. Belli sınanmış, denenmiş bir dostluk bu,
uzun yolları da göze alabilen bir dostluk
Ya biz, binde bir karşımıza çıkan dostluk, arkadaşlık, sevgililik fırsatlarını ne yapıyoruz?
Akşamüstünün bir saatinde yorgun gövdemizi yaslayıp mırıl mırıl konuşabileceğimiz,
omzumuza dolanan bir kolun, başımızı yaslayabileceğimiz bir omzun,
belimizi kavrayan bir elin, uzun yollara dayanıklı ayakların sahibi karşımıza çıktığında tanıyabiliyor muyuz onu,
değerini biliyor, biricikliğini, benzersizliğini anlayabiliyor muyuz? ...
Yoksa hayatı sonsuz, fırsatları sayısız sanıp
kendimizi hep ilerde bir gün karşılaşacağımızı sandığımız bir başkasına,
bir yenisine ertelerken hayat yanımızdan geçip gidiyor mu? Karşımıza çerken çıkmış insanları yolumuzun dışına sürüklerken
bir gün geri dönüp onu deliler gibi arayacağımızı hiç hesaba katıyor muyuz?
Hayat her zaman cömert davranmaz bize, tersine çoğu kez zalimdir,
her zaman aynı fırsatları sunmaz, toyluk zamanlarını ödetir. Hoyratça kullandığımız arkadaşlıkların, eskitmeden yıprattığımız dostlukların
savurganca harcadığımız aşkların hazin hatırasıyla yapayalnız kalırız bir gün...
Bir akşamüstü yanımızda kimse olmaz,
ya da olanlar olması gerekenler değildir.
Yıldızların bizim için parladığını göremeyen gözlerimiz,
gün gelir kayan yıldızların gömüldüğü maziye kilitlenir...
Kedilerin özel bir anını yakalamak gibidir
kendi hayatımızdaki olağanüstü anları ve olağanüstü kişileri yakalamak.
Bazılarının gelecekte sandıkları ´bir gün´ geçmişte kalmıştır oysa;
hani şu karşıdan karşıya geçerken, trafik ışıklarında rastladığınız,
omzunun üzerinden şöyle bir baktığınız sonra da boş verip
´Nasıl olsa ilerde bir gün tekrar karşıma çıkar.´ dediğinizdir.
Oysa tam da o gün bu zalim şehri terk etmiştir O,
boş yere bu sokaklarda aranırsınız...
Murathan Mungan
AŞK ÖZETİ
zaman zaman anlardın
aşk özetini
zamanın içinde aşk olmasaydı
böyle yanmazdın
böyle serzenmezdin
aşk özetinde seni
seni
bulmazdım....
MURATHAN MUNGAN
hepimiz
çıkartalım kendimize
kendi özetimizi
bakalım neler fısıldayacak bizlere
hepimize
iyi bir gün geçirmemiz dileğiyle
iyi çalışmalar,iyi günler...
Günaydın
hepinize kolay gelsin
güzel bir cumartesi sabahından günaydın..
Hadi,
Bugün gerçekçi olalım.
İMKANSIZI İSTEYELİM.
Günaydın...
günaydın no name,
biz hergün gerçekçi değilmiyiz de
bugün gerçekçi olacağız
Ayrıca imkansızı isteyelim demişsin
adı üstünde imkansız...
olmayacak birşeyi niye isteyelim:)
(birinin bunu demesini mi bekliyordun yoksa onun için mi yazdın:))
eylemcim,günaydın
sen olmayınca bu ada siyah beyaz...
sensiz bu ada tatsız ve tuzsuz...
iyi ki varsın...
benim gibi birisi olsun ki ada renkli kalsın değil mi?
yazdıklarımla sizi güldüremezsem
işte o gün bitmişimdir ben:)
bazen hayat seninle değil sen hayatla oynamalısın
benim yaptığımda bu sadece ara sıra hayatla dalga geçmek...
ANNEMİ NEDEN Mİ SEVİYORUM?
Akşam annemle babam televizyon seyrediyorlardı.
> >Annem, 'Geç oldu,'dedi, 'zaten yorgunum, ben yatıyorum.' Dedi.Annem kalktı,
> >mutfağa gitti. Çerez-meyve tabaklarını çalkaladı kaldırdı. Sabaha hazır
> >olsun diye çaydanlığı doldurdu, demliğe çay koydu. Şekerliğe baktı, dibinde
> >az kalmış, üstüne ekledi. Kahvaltı için buzluktan ekmek çıkardı, akşam
> >yemeği için çözülsün diye de eti aşağıya koydu. Kahvaltı masasını
> >hazırlamak için masanın üstündekileri topladı. Telefonu şarja koydu,
> >telefon defterini kapatıp yerine koydu. Sonra çamaşır makinesinden ıslak
> >çamaşırları çıkarıp astı ve makineyi tekrar doldurdu. Banyodaki çöp
> >sepetini boşalttı. Islak bir havluyu kurusun diye duş perdesinin borusuna
> >astı. Bir gömlek ütüledi, kopuk düğmesini dikti. Çiçekleri suladı.
> >Esneyerek gerindi ve yatak odasının yolunu tuttu. Çalışma masasının
> >yanından geçerken durdu, öğretmene tezkere yazdı, okul gezisi için para
> >sayıp ayırdı, eğildi, sandalyenin altına girmiş ders kitabını aldı, masanın
> >üstüne koydu. Kek tarifleri defterini çıkardı, arkadaşına söz verdiği
> >tarifi bir kağıda yazdı, çantasına koydu. Bakkaldan alınacakları not etti,
> >notu da çantasına koydu.Sonra gitti, 3'ü 1 arada temizleme losyonuyla
> >yüzünü yıkadı, dişlerini fırçaladı. Gece kremini ve kırışık önleyici
> >nemlendiricisini sürdü. Tırnaklarına baktı, törpüledi. İçeriden 'sen
> >yatmaya gitmemiş mıydın' diye seslenen babama 'şimdi gidiyorum' deyip
> >köpeğin su kabını doldurdu. Kapıları pencereleri kontrol etti, holdeki
> >lambayı yaktı. Kardeşimin odasına gitti, oğlan uyumuş, lambasını söndürdü,
> >bilgisayarını kapattı, gömleğini astı, yerdeki kirli çorapları toplayıp
> >sepete attı. Bana geldi,'haydi yat artık, biraz da yarın çalışırsın,'
> >dedi.Kendi odasına gitti, saati kurdu, ertesi gün giyeceklerini hazırladı.
> >6 maddelik acil işler listesine 3 madde daha ekledi. Kendi kendine iyi
> >geceler diledi, hayallerinin gerçekleştiğini gözünün önüne getirdi. İşte o
> >sırada babam televizyonu kapattı, ortaya öylece bir 'ben yatıyorum' dedi ve
> >gitti yattı. Sizce bu işte bir gariplik yok mu? Kadınların neden daha uzun
> >yaşadığını merak etmiyor musunuz? ÇÜNKÜ BİZİM YAPIMIZ UZUN ÇEKİŞLİ (ve işimizi bitirmeden öyle çabuk çabuk ölemeyiz)!
ALINTIDIR
hepimiz biliyoruz ki Anneler günü bir gün değildir
onlar bizim için bir ömür feda eden vefakar meleklerdir
onların haklarını ödeyemeyiz
ama yinede bir günde olsa onlar için ayrılmış bu özel günde
öncelikle kendi annemin daha sonra burada bulunan bizleri birer evlat gibi kardeş gibi seven Seval abla ve Mavigün ablanın,gelecekte anne olmaya aday güzel kızlarımızın,
yakışıklı beylerimizin ve güzel kızlarımızın annelerinin anneler günü kutlu olsun
Kime diyorsun?
Sitenin anneleri uyuyorlar...
yok yok biri temizlik yapıyo,zaten yemiştir fırçayı bu gün pc yi elleyemez,tırsar...
öbür annemiz de adam'ı gezdiriyordur.
daa gelmez...
Başkanım,
Çok cool takılıyorsunuz.
hayırdır?
Bilmediğimiz bir film mi çevriliyor?
Yoksa bütün sokaklar sahne,bizlerde
oyuncu mu olduk.
İyi günleerrr..Ben geldiiimm:))
Günaydin daha dogrusu merhaba...
Sevgili Mavigün, Eylemcim ve No Namecim sizin erkende gelip yazdiginiz güzellikleri görmek her zaman büyük mutluluk, tesekkürler canlarim..
Sizi tanimak ve sevmek ayricaligini her zamankinden daha fazla duyarak güzel bir gün gecirmenizi diliyorum.. her gününüz bir öncekinden daha güzel olsun..
Anneler günü?
Kutlu olsun tüm annelere. Anneleriniz icin en büyük armaganin "sizin mutlulugunuz" oldugunu unutmayin! Ne yapin edin, ama Mutlu olun...
No Namecim acma - kapatma dügmesi bozulmus tutukluk yapiyormus ben daha önce görmedigim icin dün gece panik yaptim biraz, bir sakatlik var kasada ama cok önemli gibi görünmüyor.. Ilginize tekrar tesekkürler..
selam.
no name yok ya film falan çevrilmiyor:))
internette vizyon filmlerini araştırıyorumda, dalmış gitmişim.
hoş geldin edacım,
merhaba ablacım,
problem olmamasına sevindim.
Hoşgeldin.
Herkese merhabalar
Eylemcim teşekkürler canım.
çok güzel bir alıntıydı güzel dileklerin içinde ayrıca sağol.
No name canım adam'ı gezdirdim geldim canım.
Başkan hafta sonu bir sinemaya gitme durumlarımı var.
Seval canım PC sorun olmamasına sevindin.
Kayacım başkanın site işlerini üzerine alıp onu biraz hafifletin sanırım.
edacım neşe kaynağımız ne haber.
-X-X-X-X---DUYURU-----X-X-X-X-
Senaryo Gönderimi İçin Son Yarım Saat
Saat 14 ten sonra senaryo kabul edilmeyecektir...
Hoş geldin ablacığım,
Umarım bu gün dünden daha iyisindir...
Gelenler hoşgelmiş:)
Duyuru.
senaryo teslim süresi dolmuştur.
senaryolar hakkında yorum yasağı kalkmıştır.
saat 15 te oylama başlayacaktır.
hadi hayırlısı...
selam ben geldimm..
no name süre bitti mi şimdi:S
merhabalar arkadaslar
en gec ben geldim herhalde
gec olsun da güc olmasin
bencede kaya:))
OYLAMA BAŞLAMIŞTIR..ADA' YA GELİP BU YORUMU OKUYANLAR LÜTFEN MSN E GELİP SIRAYLA OY VERİNİZ!!!
yahu disarda kizlar mangal yaypiorlar, davet mavet yok
vay anasini be...
hehe:)))
biz ada da yaparız bi gün merak etme:))
yarışma komisyonun dikkatine..
Sonuçları saat 17:30 a kadar açıklamanız gerekmektedir..
Aksi durumda komisyonu görevden alacağımı belirtmek istiyorum..
Oylamaya katılamayan dostlarımız mazeretlerini bildirerek pazartesi sabahı oylarını vereceklerdir..
pazartesi günü de oy verilebilcekse biz neyin sonucu açıklayacağız başkanım??
siz bilirsiniz, karışmıyorum..
hepinize güzel pazarlar ..
Öncelikle Fenerlilere geçmiş olsun diyorum yenildiler çünkü:D
Ben BEŞİKTAŞLI olarak BEŞİKTAŞ'IN YENMESİNDEN DOLAYI ÇOK MUTLUYUM..
Vee geldikk asıl olayaaaa...
OLEYYYYY OLLLEEEYY OLEEEYY OLEEEYYYY ŞAMPİYOOOOOOONNNNN CİMBOMBOOOOOOOMMMM!!!!
CİMBOM GALATASARAY GALATASARAY ŞAMPİYON CİMBOM GALATASARAY ŞAMPİYONUM CİMBOMUUUMMM..
RE-RE-RE RA-RA-RA GALATASARAY GALATASARAY CİMBOMBOOMMM:)))
GALATASARAY MARŞI (KAHRAMANIM SENSİN )
DÜNYA DİZE GELİR SENİN ÖNÜNDE CİMBOMBOM
KUPALAR BİZE GELİR SENİN GÜCÜNLE CİMBOMBOM
RAKİPLER BİRER BİRER DEVRİLDİLER SENİN KARŞINDA
GOLLER ÜÇER BEŞER AĞLARI DELDİ CİMBOMBOM
SAHALARIN KRALISIN SENİ KİM TUTAR
İYİ GÜNDE KÖTÜ GÜNDE TARAFTARIN VAR
SEN TARİH YAZARKEN SAHİD OLDULAR
ŞAMPİYONSUN YER GÖK SARI KIRMIZI
ASLANIM, ŞAMPİYONUM GALATASARAY
RUHUM, ONURUM GALATASARAY
TÜRKİYE SENİNLE GURUR DUYUYOR
KAHRAMANIM SENSİN GALATASARAY
GEÇMİŞİM GELECEĞİM GALATASARAY
SÖNMEYEN ATEŞİM GALATASARAY
BU TARAFTAR SENİNLE GURUR DUYUYOR
KAHRAMANIM SENSİN GALATASARAY
şampiyonummmm cimbomummmm!!!!!
Damüstünde saksagan
Vur beline kazmayi
Gel bize bazi bazi
Cimbom Galatasaray Galatasaray Şampiyon
Cimbom Galatasaray Şampiyonum Cimbomum
Türkiyenin gururu taraftarın cimbomu
Seni sevdik gönül verdik şanlı GALATASARAY
Golleri attın şampiyon oldun
Durduramaz kimse en büyük sensin diye
Cimbomum yarim sarı kırmızım benim
Dün seninle yarışan bu gün herkes perişan
Cimbom Galatasaray Galatasaray Şampiyon
Cimbom Galatasaray Şampiyonum Cimbomum
Türkiyenin gururu taraftarın cimbomu
Seni sevdik gönül verdik şanlı GALATASARAY
Golleri attın şampiyon oldun
Durduramaz kimse en büyük sensin diye
Cimbomum yarim sarı kırmızım benim
Dün seninle yarışan bu gün herkes perişan
Cimbom Galatasaray Galatasaray Şampiyon
Cimbom Galatasaray Şampiyonum Cimbomum
Herkese iyi geceler, güzel rüyalar, aydinlik günlere uyanmalar diliyorum...
Allah rahatlik versin, iyi pazarlar..
Tüm Annelerin...
Anneler Günü Kutlu olsun.
Anne
İlk kundağın
Ben oldum, yavrum;
İlk oyuncağın
Ben oldum!
Acı nedir
Tatlı nedir... bilmezdin...
Dilin damağın
Ben oldum!
Elinin ermediği
Dilinin dönmediği
Çağlarda, yavrum
Kolun kanadın
Ben oldum
Dilin dudağın
Ben oldum
Belki kıskanırlar diye
Gördüklerini
Sakladım gözlerden
Gülücüklerini...
Tülün duvağın
Ben oldum!
Artık isterlerse adımı
Söylemesinler bana
"Onun annesi" diyorlar...
Bu yeter sevgilim, bu yeter bana!
Bir dediğini iki
Etmiyeyim diye öyle çırpındım ki
Ve seni öyle sevdim sana
O kadar ısındım ki
Usanmadım, yorulmadım, çekinmedim
Gün oldu, kırdın...
İncinmedim;
İlk oyuncağın,
Ben oldum, yavrum
Son oyuncağın
Ben oldum...
Layık değildim
Layık gördüler
Annen oldum yavrum,
Annen oldum!
Arif Nihat Asya
Herkese günaydın
iyi sabahlar.
iyi pazarlar.
Tüm annelerin anneler günü kutlu olsun:))
Herkese iyi pazarlar..
Kadınlarımız
Ayın altında kağnılar gidiyordu.
Kağnılar gidiyordu Akşehir üstünden Afyon'a doğru.
Toprak öyle bitip tükenmez,
dağlar öyle uzakta,
sanki gidenler hiçbir zaman
hiçbir menzile erişmiyecekti.
Kağnılar yürüyordu yekpare meşeden tekerlekleriyle.
Ve onlar
ayın altında dönen ilk tekerlekti.
Ayın altında öküzler
başka ve çok küçük bir dünyadan gelmişler gibi
ufacık, kısacıktılar,
ve pırıltılar vardı hasta, kırık boynuzlarında
ve ayakları altından akan
toprak,
toprak
ve topraktı.
Gece aydınlık ve sıcak
ve kağnılarda tahta yataklarında
koyu mavi humbaralar çırılçıplaktı.
Ve kadınlar
birbirlerinden gizliyerek
bakıyorlardı ayın altında
geçmiş kafilelerden kalan öküz ve tekerlek ölülerine.
Ve kadınlar,
bizim kadınlarımız :
korkunç ve mübarek elleri,
ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle
anamız, avradımız, yârimiz
ve sanki hiç yaşamamış gibi ölen
ve soframızdaki yeri
öküzümüzden sonra gelen
ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız
ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki
ve karasabana koşulan
ve ağıllarda
ışıltısında yere saplı bıçakların
oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan
kadınlar,
bizim kadınlarımız
şimdi ayın altında
kağnıların ve hartuçların peşinde
harman yerine kehribar başaklı sap çeker gibi
aynı yürek ferahlığı,
aynı yorgun alışkanlık içindeydiler.
Ve on beşlik şarapnelin çeliğinde
ince boyunlu çocuklar uyuyordu.
Ve ayın altında kağnılar
yürüyordu Akşehir üstünden Afyon'a doğru.
«6 Ağustos emri» verilmiştir.
Birinci ve İkinci ordular, kıt'aları, kağnıları, süvari alaylarıyla
yer değiştiriyordu, yer değiştirecek.
98956 tüfek,
325 top,
5 tayyare,
2800 küsur mitralyöz,
2500 küsur kılıç
ve 186326 tane pırıl pırıl insan yüreği
ve bunun iki misli kulak, kol, ayak ve göz
kımıldanıyordu gecenin içinde.
Gecenin içinde toprak.
Gecenin içinde rüzgâr.
Hatıralara bağlı, hatıraların dışında,
gecenin içinde :
insanlar, âletler ve hayvanlar,
demirleri, tahtaları ve etleriyle birbirine sokulup,
korkunç
ve sessiz emniyetlerini
birbirlerine sokulmakta bulup,
kocaman, yorgun ayakları,
topraklı elleriyle yürüyorlardı.
Ve onların arasında
Birinci Ordu İkinci Nakliye Taburu'ndan
İstanbullu şoför Ahmet
ve onun kamyoneti vardı.
Bir acayip mahlûktu üç numrolu kamyonet :
İhtiyar,
cesur,
inatçı ve şirret.
Kırılıp dağlarda kalan sol arka makası yerine
şasinin altına, dingilin üzerine
budaklı bir gürgen kütüğü sarmış olmasına rağmen
ve kalb ağrılarıyla
ve on kilometrede bir
karanlığa yaslanıp durduğu halde
ve vantilâtöründe dört kanattan ikisi noksan iken
şahsının vekarlı kudretini resmen biliyordu :
«6 Ağustos emri»nde ondan ve arkadaşlarından
«... ihzar ve teşkil edilmiş bulunan
ve cem'an 300 ton kabiliyetinde kabul olunan
100 kadar serî otomobil...» diye bahsediliyordu.
İhzar ve teşkil olunanlar,
bu meyanda Ahmet'in kamyoneti,
insanların, âletlerin ve kağnıların yanından geçip
Afyon - Ahırdağları ve imtidadına doğru iniyorlardı.
Ahmet'in kafasında uzak bir şehir ve bir şarkı vardı.
Bu şarkı nihaventtir
ve beyaz tenteli sandalları,
siyah mavnaları,
güneşli karpuz kabuklarıyla
bir deniz kıyısındadır şehir.
Vantilâtörde adedi devir
düşüyor gibi.
Arkadaşlar ileri geçtiler.
Ay battı.
Manzara yıldızlardan ve dağlardan ibaret.
Sen Süleymaniyelisin oğlum Ahmet,
çınar dibinde iki mars bir oyunla yenip Bücür'ü,
kalk,
sıra servilerin önünden yürü,
çeşmeyi geç,
mektep bahçesi, medreseler,
orda, Harbiye Nezareti'nin arka duvarında
siyah çarşaflı bir kadın
çömelip yere
darı serper güvercinlere
ve papelciler
şemsiye üstünde papaz açarlar.
Motor mızıkçılık ediyor,
bizi dağ başlarında bırakacak meret.
Ne diyorduk oğlum Ahmet?
Dökmeciler sağda kalır,
derken, Uzunçarşı'ya saparken,
köşede, sol kolda seyyar kitapçı :
«Hikâyei Billûr Köşk»,
altı cilt «Tarihi Cevdet»
ve «Fenni Tabâhat».
Tabâhat, mutfaktan gelirmiş,
yani yemek pişirmek.
Hani, uskumru dolmasına da bayılırım pek.
Yaldızlı kuyruğundan tutup
bir salkım üzüm gibi yersin.
İlerde bir süvari kolu gidiyor,
saptılar sola.
Uzunçarşı'yı dikine inersin.
Sandalyacılar, tavla pulcuları, tesbihçiler.
Ve sen İstanbullu,
sen kendi ellerinin hünerine alışmış olduğundan
şaşarsın İstanbullulara :
ne kadar ince, ne çeşitli hünerleri var, dersin.
Rüstem Paşa Camii.
Urgancılar.
Urgancılarda yüz parça yelkenli gemiyi
ve hesapsız katır kervanlarını donatacak kadar
urgan, halat ve dökme tunçtan çıngıraklar satılır.
Zindankapı, Babacafer.
Uzakta Balıkpazarı.
Kuruyemişçiler.
Yemiş iskelesindeyiz :
sandalları, mavnaları,
güneşli karpuz kabuklarıyla
yüzüne hasret kaldığım deniz.
Sol arka lastik hava mı kaçırıyor ne?
İnip
baksam...
Yemiş iskelesinden dilenci vapuruna binip
Eyüp'te Niyet Kuyusu'na gittikti.
Elleri yumuk yumuk,
bacakları biraz çarpıktı ama,
yeşil zeytin tanesi gibi gözler.
Kaşları da hilâl gibi çekikti.
Tam Kasımpaşa'ya yaklaştık, beyaz başörtüsü...
Lastik hava kaçırıyor.
Derdine deva bulmazsak eğer...
Dur bakalım Babacafer...
Üç numrolu kamyonet durdu.
Karanlık.
Kriko.
Pompa.
Eller.
Küfreden ve küfrettiğine kızan elleri
lastikte ve ihtiyar tekerlekte dolaşırken
Ahmet hatırladı :
bir gece nüzüllü babaannesini
sedirden sedire taşırken
kadıncağız...
İç lastik boydan boya patladı.
Yedek?
Yok.
Dağlarda avaz avaz
imdat istemek?
Sen Süleymaniyelisin oğlum Ahmet,
sana tek başına verilmiştir üç numrolu kanyonet.
Hem, hani bir koyun varmış,
kendi bacağından asılan bir koyun.
Süleymaniyeli şoför Ahmet
soyun...
Soyundu.
Ceket, külot, pantol, don, gömlek ve kalpak
ve kırmızı kuşak,
Ahmet'i postallarının üstünde çırılçıplak
bırakarak
dış lastiğin içine girdiler,
şişirdiler.
Bu şarkı nihaventtir.
Deniz kıyısında bir şehir...
Beyaz başörtüsü...
Saatta elli yapıyoruz...
Dayan ömrümün törpüsü,
dayan da dağlar anadan doğma görsün şoför Ahmet'i,
dayan arslan...
Hiçbir zaman
böyle merhametli bir ümitle sevmedi
hiçbir insan
hiçbir âleti...
Nazım Hikmet.
TÜM
KADINLARIMIZIN
ANNELER
GÜNÜ
KUTLU
OLSUN
şiirler için teşekkürler
Günaydin cocuklar, bugün hepimiz her zamankinden daha fazla cocuk´uz, annelerimizin cocuklari..
Mavigünüm siir cok güzeldi, cok duygulandim, cok tesekkürler..
No Namecim büyük usta´nin sihirli misralarini paylasmissin cok sag ol canim...
Sevgiler, sevgi dolu pazarlar..
herkese merhabalar
güzel bir pazar geçirminizi
dilerim.
eğer anneniz anılarınızda ise anılarınızla ,
anneniz uzaklardaysa onun sesini duyarak
eğer anneniz yanınızdaysa
onunla birlikte
ama bu gün annenize
sizden bir armağan olsun.
iyi pazarlar..
tüm annelerimizin anneler günü kutlu olsun Allah onları başımızdan eksik etmezsin hiçbir zaman!!!...
Anneler Günü
İsimleri her dilde anlam bulan anneler.
Yılları yollara kurban olan anneler.
Bir kandil gibi gibi kendisini tüketirken bile, ülkesine ışık saçan anneler.
Her ay sonunda elde kalanı sıfırla toplayıp, umutla çarpan anneler.
Hak arayan çocukları coplanırken, kor gibi yanan anneler.
Cehennem ülkesinde Cennet kokan anneler.
Gününüz kutlu olsun.
***
Şartlar ne olursa olsun, kendilerini erdemli bir hayata ilikleyen anneler.
Başkalarının çocuğunu da kendi çocuğu belleyen anneler.
Harama yan gözle bakmayıp, onuruyla direnen anneler.
Yetimin öksüzün hakkını yiyerek, belediyeleri sömürerek altına lüks cipler çeken kadınlara asla ve asla benzemeyen anneler.
Hak yiyen değil, hakkı yenen anneler.
Gününüz kutlu olsun...
***
Hayat onları ezip geçerken, karıncayı bile incitmeyen anneler.
Dik kafalı erkek törelerine ve cinsel köleliğe boyun eğmeyen anneler.
Güzelliğini gözlerinin içinde gizleyen anneler.
Ömrün her sayfasına, bir seccade gibi serilen anneler.
Evlatlarını kadere kurban veren, vermeyen anneler.
Gününüz kutlu olsun...
***
Gönüllerini senede bir gün alsak bile, hiçbir şekilde sitem etmeyen, dağ yürekli anneler.
Cumhuriyet ilkelerini, çocuklarının üzerine yorgan yapan anneler.
Yeni bir güne başlarken, bir karanfil gibi yüreklerimizi aydınlatan öğretmen anneler.
Oğullarını gözü kapalı, vatana armağan eden asker anneleri...
Her sabah meleklerin gözyaşlarıyla, yüzlerini yıkayan şehit anneleri...
Gününüz kutlu olsun.
***
Cennet'i ayaklarının altına alan...
Allah'ın en görkemli eseri....
Namuslu anneler...
Gününüz kutlu olsun...
Hakkı Yalçın
Seval ablam basta olmak üzere tüm herkesin anneler günü kutlu olsun...
Merhabalar arkadaslar
Öğrendiklerim
kendimi bildiğim an sevmeyi öğrendim
ve bir daha hiç unutmadım
onüç yaşında gözyaşlarımı içime akıtabilmeyi
ve de sessizce ağlamayı öğrendim
ondört yaşında insanın yalnızlığını öğrendim
kalabalıklar içindeyken bile yalnız kalabileceğimi
gökkuşağına bakarken ayaklarımın yerden kesilmesini
öğrendim tıpkı ergenlikteki ilk öpüşmenin ayaklarımı
yerden kestiği gibi
onbeş yaşında platonik aşkımdan vazgeçmeyi
ve unutabilmeyi ya da unuttuğumu sanmayı öğrendim
onaltımda zaman zaman kendimi bile kandırabileceğimi
herşeyin yanılsama olduğunu öğrendim
onyedi yaşında terkedilmeyi öğrendim
yarı yolda bırakılmış yetim çoçuklar gibiydim
onsekiz yaşımda her aşkıma sen ilk ve sonsun dediğimi
farkettim ve kendimi eleştirmeyi öğrendim
ondokuz yaşımda ne yaparsam yapayım herkes gibi içimde
dolmaz bir boşlukla yaşayacağımı öğrendim
yirmi yaşımda yenilmeyi öğrendim aslında çok zamandır yeniktim
ama yenilgiyi kabullenmeyi öğrendim
yirmibir yaşımda küçük şeylerden mutluluğu öğrendim
hayattan çalmayı öğrendim küçücük anları
yirmiiki yaşımda her zaman tekrar sevebileceğimi öğrendim
yirmiüç yaşımda yaşadığım müddetçe istersem herkesten ve
herşeyden birşeyler öğrenebileceğimi öğrendim
herkesin doğrusunun kendi inandıkları olduğunu öğrendim
yirmidört yaşımda hayatın ve sevginin, insanın
detaylarda gizlendiğini öğrendim
yirmibeş yaşında asl'olanın seni seviyorum demek değil
sevginin yaşayarak, bakarak, görerek ifade edileceğini
öğrendim,
daha öğrenecek o kadar çok şey olduğunu öğrendim
hayatımıza girenlerin birbir gittiğini sonunda
kendimizle başbaşa kaldığımızı
yalnız gelip, yalnız gitmek zorunda olduğumuzu öğrendim
ve son nefeste eğer sevgiyle elimizi tutan bir kişi varsa yanı başımızda
çok ama çok şanslı olduğumuzu öğrendim
birileri gittikten sonra dövünmenin fayda etmediğini
yanımızdaki, çevremizdeki insanları kaybetmeden önce
farkedip görmemiz gerektiğini öğrendim
çocukları sevmeyi öğrendim kim olduklarını bilmeden
tanımadan her çocuğu
içimdeki çocuğun sesini dinlemeyi öğrendim geceleri
insanın vicdanını susturamayacağını öğrendim
ne yaparsam yapayım gece rahat yatabilirsem eğer
yaptığımın kendimce doğru olduğunu öğrendim
elimdeki herşeyi versem de dünü getiremeyeceğimi
her günümün son gün olduğunu öğrendim
dedim ya sevmeyi hiç unutmadım
illa da aileyi, sevgiliyi sevmek değil
mesela bir yağmur damlasını da sevebilmek gibi
Nisan 2003
Bora Gökcan
Öğrendiklerim
Hayat zormuş!
Düşündüğümden çok daha fazla...
Acımasızlığını, sertliğini sonradan gösteriyormuş.
Keskin dişleri zorlukların, seni korkutuyormuş.
Ama hiçbir keskin diş, kırılmaz değilmiş,
Ve hiçbir zorluk, sen istersen, yenilmez değilmiş...
Her yeni gün, yeni bir macera, yeni bir oyunmuş.
Bölümleri geçtikçe gün gün, yükseldikçe oyunda,
Daha da zorlaşıyormuş.
Asıl bitti dediğin anda oyun başlıyormuş...
Ve oyunda sadece bir hak tanınıyormuş...
Bazı şeyleri başarabilmek için zorluklarla savaşmak,
Ve geçmişten yardım dilemek gerekiyormuş...
Evet arkadaşım! Geçmişin sana yardım ediyormuş,
Ve kimi zaman da en büyük düşmanın, geçmişin oluyormuş...
Şimdiyi dikkatli yaşamak,
Adımlarını atarken bastığın yerlere bakmak,
Basacağın yerleri bilmek,
Ve atılan adımların silinemeyeceğini öğrenmek gerekiyormuş...
Keşke sözü, hatalarını en iyi şekilde ifade ediyormuş,
Ve hataların çoğaldıkça, keşkeler daha da senin oluyormuş...
Bazı şeyleri terkedemiyormuş insan...
Çekip gidemiyormuş arkada bırakıp.
Gitse bile bir gün, anılar rahat bırakmıyormuş.
Bir kısa mesaj, ömrü uzatabiliyormuş.
Ve bir kelime, hayatı altüst edebiliyormuş.
Üç nokta, çok şey ifade ediyormuş aslında...
Terketmenin söylemesi kolay, yapması zormuş...
Özel olmak insanların kalbinde,
Hayattaki en önemli idealin olabiliyormuş.
Dertler, dertleri izliyor,
Birinden kurtulsan, diğeri geliyormuş...
Sevdiğin insan, eğer sahiden sevdalıysan,
En değerli varlığın olabiliyormuş...
Hayat zormuş!
Düşündüğümden çok daha fazla...
Dikkatli yaşandığında çok şey öğretiyormuş.
Ve öğrettiklerini ileride uygulamanı istiyormuş...
Ateş de buz da el yakıyormuş...
Hayat, zor bir oyunmuş...
Oyun bitse bile bir gün, unutulmuyormuş...
Musa Özsoy
Öğrendim!
Bu sefer izledim ve bak neler öğrendim senden...
Yeni şeyler öğrendim
Mesela susmayı
Sustukça konuşmuş olmayı
Arkada kalmayı gördüm
Arkada kaldıkça önde olduğumu farketmeyi...
Bu sabah aynada sırıttım kendime
Sessiz bi haykırışın
Sırıtılarak anlatılabileceğini gördüm
insanlar gördüm
Yalanlar, yalancılar
Rüyalar vardı sörf tahtasında sanki
Yaşamlar gördüm
Bir fısıltıyla anlatılan
Ama sesi gibi taşın, aynı
Yuvarlanıp akan tepelerden dağdan
Bu sabah bir söz duydum
Bir çift gözle
Gözgöze geldim aynada
İçinde çok derinde
Seni gördüm
Gözlerini
Gülümseyişini
Sesini duydum
Ve tepkilerimi gördüm
Titrememi, sırıtmamı
Ve cam buğusu gözyaşımın arkasından
Seni sevdiğimi gördüm!!
Serhat Karaman
Hayat Bilgisi
Bu okul bitmez,
Bu notları herkes alır...
ama aynı sınıfta ve
aynı sırada oturuyoruz,
ve dersimiz yine ''Hayat Bilgisi''...
Bu okul bitmez
Sercan Sezgin
Kahve
Şeker
Krema
Üçü bir arada,
Teşekkürler ablacığım...
no name
bu da yanında acı çikolata kahvenin yanında.
Hayat Nedir Anne
Benim hiç sapanım olmadı anne,
Ne kuşları vurdum,
Ne kimsenin camını kırdım...
Çok uslu bir çocuk değildim ama,
Seni hiç kırmadım, hem boynumu kırdım.
Ben hayatım boyunca
Bir tek kendimi vurdum!.
Suskun görünsem de,
Fırtınalı ve mağrurdum anne.
Bir mızrak gibi,
Aynada hep dik durdum anne!
Ben sana hiçbir gün laf getirmedim,
Leke sürmedim.
Ama göğsümü çok hırpaladım,
Kalbimi çok yordum...
Ben hayatım boyunca,
En çok kendimi sordum!.
Benim hiç sevgilim olmadı anne,
Ne bir yuva kurdum,
Ne bir gün şansım güldü...
Öpemeden bir bebeğin gıdısını,
Tükendi gitti çağım...
Kimi yürekten sevdiysem,
Yüreğini başkasına böldü...
Bir muhabbet kuşum vardı,
O da yalnızlıktan öldü...
Sen beni hep, göğsünde
Acılarla mı soğurdun anne?
Yoksa, evlat diye,
Koca bir taş mı doğurdun anne?
Eziyet değilim, zahmet değilim,
Musibet hiç değilim;
Bir senin mi balına sinek kondu, söylesene!
Doğurdun da beni,
Ne ile yoğurdun anne?
Benim hiç hayalim olmadı anne...
Ne seni rahat ettirdim,
Ne kendim ettim rahat...
Bir mutluluk fotoğrafı bile çektirmedi bu hayat!
Kaybolmuş bir anahtar kadar
Sahipsizim anne...
Ne omzumda bir dost eli,
Ne saçımda bir şefkat...
Say ki yollardan akan,
Şu faydasız çamurdum anne...
Say ki ıslanmaktım, üşümektim,
Say ki yağmurdum anne!
Bunca yıldır gözyaşını,
Hangi denizlere doldurdun?
Oy ben öleyim,
Sen beni ne diye doğurdun anne?
Hayat nedir, nedir ki anne;
Bir oyun, bir masal değil mi?
Bak, kırıldı oyuncaklarım...
Ömrüm gitti,
Sevdam bitti...
İnan, ben hiç büyümedim ki...
Yusuf Hayaloğlu
Hayat Sevmektir???
Sevmektir aslında hayat.
Tüm sana yakın olanları, yakın hissettiklerini.
Seni sevenleri, sevebileceklerini..
Tüm alemi, yani.
Yani seni, yani kendimi;;;
Kötüler yok mu? Elbette var ve de var olacak ...
Ama sayıları azalacak veya çoğalacak.
Aslında sevmeyi sevmektir hayat!!!
Sen iyi isen herkes iyidir.
En azından sen böyle düşünürsün... Seni düşünenler için.
Senin düşündüklerin için...
Desem ki sevgi nedir?
Dersin ki, derler ki paylaşmaktır, fedakarlıktır, olasılıktır.
Buluşma, konuşma, dertleşme, iyi ama kötü her şeyi paylaşmaktır...
Sen seviyorsan sevilirsin; yeter ki sevdiğini hissettir,
Duygularınla, hislerinle, sözlerinle, gözlerinle...
Sevmektir aslında HAYAT???
Bir defa yaşanan; ve vazgeçilmek istenmeyen!!!
İbrahim Öztürk
ve son
Hayat Ne Ki?
sana bunları öğreten
peki ya unutturan
seni sende yok eden,
seni sende var eden,
dunyada seni sen eden
hayat değil mi?
hayat işte.
nasıl yaşanılırsa öyle bir hayat.
Ali Ağtaş
Her Şey Sende Gizli
Yerin seni çektiği kadar ağırsın,
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın,
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin, Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün,
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna; ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun.
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,
Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın.
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer;
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret,
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın.
Unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın,
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..
İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak,
Bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir,
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli,
Bebek ağladığı kadar bebektir.
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin...
Can Yücel
Akşamlar Esmerleşiyor(du)
"...köşe başlarında saklandıkça yüreğim
gel, gel hadi! anlaşıldı / inadına tepinecek bu aşk bende..."
çaresizdi... benim sana gelişlerim
eskitilmiş bir ten üzerineydi: tek bir kelimelikti
belirsizliğimdi! bir tabak çerez düşlerim
uzadıkça yarım kalan bir yetmezlik gibi...
...sensizliğimdi!
esmerliğin koynunda dolaşırdı / adı ortalarda bir yerde
ama nerede?.. sabahın o gül kokulu çiçekleri
gelincikler vardı; papatyalarsa saksılarda mahkumdu!
sonrası gelinler sevdi de; sen... sen... sen oldu papatyalar...
...duyuyor musun?
iki şey arasında bir yerde / akşamlar esmerleşiyor
duy bak gece sana ne hediye ediyor
yıldızlar parlıyor ve dolunay sanki yakamozda çoğalıyor...
"içimde o kadar bolluksun ki -yalnızlığımı bile kalabalıklaştırıyorsun
biliyorum!... zaten bildikçe varoluyorum..."
cennetindeyim-kim bilir kimin-
Emre Önbey |
nasıl yalan yanlış aktarıyorlar şiirleri aklın durur ablacığım.
daha önceden bilmesem aynı yanlışa alet olacam.
no name ne oldu senin şiirlerinin
hırsızlarını buldun mu?
hiç haber çıkmadı senden
ablacığım tam olarak tespit edemedim.
en küçük kız kardeşim,bir ara Manisa'da bir radyoda geceleri şiir programı yapıyordu.
o gün kendisini aradım sordum, yemin billah haberim yok tripleri yaptı.
defteri sordum bilmiyorum, bi bakayım
ararım ,falan derken ablasını aradım defteri buldurdum.
kargoya verdirdim zannederim yarın elimde olur.
bakacağız hasara...
Çıplak Yatan Kız
Bu resimler yabancı dolu
Bu ellerse benim değil
Aynada ki ölü suratı
Bardaktaki siyanürlü çay
Karşımda
Çıplak yatan kız
Bu yaşadığım dünya
Benim
Değil...
Böceklerin gezdiği boş oda
Tek şekerli kahve
Yanımdaki
Sarı ucuz peruk
Bileği kanlı bu eller
Ve yerdeki gözyaşları
Bu ayaklar çorapsız
Benim
Değil...
Bahadır Eren
bazen öyle şiir programlarda şiirler okuncağı bilindiğinden kayıt ediyorlar.Belki kardeşin yayında okudu meraklı biri de kayıt da almış olabilir.
esas defterde bir hasar olmasın.
hala program yapıyor mu kardeşim radyoda
Şu sıra yapamıyor ablacım.
Büyük bir süpermarketin müdür yardımcısı.Mesaisi 23 sularında bitiyor.yaptığı program 23-24 arasıydı, şimdi zaman ayıramıyor artık...
İstanbul ağlıyor
Delice bir yağmur dışarıda
Sultanahmet’te bir parkta
İstanbul ağlıyor
Ben ağlıyorum
Sultanahmet cami açmış kollarını göğe
Dualar ediyor bıkmış günahlardan
Eskimiş çan sesleri geliyor Ayasofia’dan
Padişahın terlik sesleri Topkapı Sarayından
Bir kedinin yürüyüşü Kumkapı’dan
Balıkçı tezgahlarından
İnsanlar geliyor üzerime
Deniz geliyor üzerime
Gelmeyin
Papazlar duaya başlıyor mumlar yanmış
Bir polis koridoru aştı
Bir mahkum tespihini dolandı
Bir ana vurulan evladına ağladı
Bir mektup Sirkeci’den postalandı
Biri geldi sevgilime sarıldı
Delice bir yağmur dışarıda
Sultanahmet’te bir parkta
İstanbul ağlıyor
Ben ağlıyorum
Bahadır Eren
no name hizmet sektörü çok zordur. allah kolaylık versin kardeşine.
bu arada bu akşam Kanal D de Eylem var sinema kuşağında istersen bir bak.
Eylemciğiminin kulaklarını çınlatmış oluruz
No Nameciğim bence bizim Eylem Kız tüm tatlı cadılardan daha güzel ve tatlıdır.
eylemciğim selam olsun.
Kulakların çınladıysa biziz o biz.
Ablacığım işyerinde tv izleme şansım yok.
internetten izleyebiliyorum o da çok sağlıklı olmuyor.
Eylem'i bende seviyor ve pazar günleri yokluğunu hissediyorum.
Mesai günleri didişe didişe akşamı ediyoruz.
Daha İnce
daha derin
daha önce
soğan zarından
daha ince.
ismin savunmasız halinde
yere
ilk
düşüp dağılan
yoklarca
eften püften
ondan bundan
mülkiyeti aidiyetsiz
kurak sebeplerden
ince daha.
gece dairliği olmaksızın
gündüz mavili tuğla
duvarlarında.
belimi büken
mazinin
önce topuklarımdan
sonra
sağanak aklımdan
dökülesi avuçlarında.
daha ince
ince daha.
pus lisanlı tanışıklıklar
galibiyet her
her mağlubiyet
arası
daha
ince.
kıvrımın anlama
anlamın
saklı ve paklı
ve uçucu
ve kurşuni
zannına.
ifşa ettiğim
boynu kıldan
ince
ince daha
öznesi hayat mahlaslı
kırgınlar ulusunda.
çocukluğun
buklelerine sarılan
kumru ağızlı
öpücüğünden mesela
daha ince.
çamurun sokakta
göğün kaldırımla
açık seçik
bağıra çağıra
anımsattığında.
elma ile portakalı
birbirinden ayrıştıran
huzursuzlukta.
mutluluğun
mutsuzluk uykusundan
sıçrayışında.
ince daha
salıverdiğim bu buyruğumsu
bu salaş
bu ihtiyatsız
bu kalabalık
kelebek patikalarından
daha ince.
kapı ile menteşenin
ıstırap yanlısı
körpe bakışlarından
kirpiklerinin
kadife perdeli
odalarına
kilitli
şiirlerinin
kaypak
hazin
ücra mezarından
daha ince
ince daha.
Yağmur Tuana
Yeni bir hafta başlamakta
Hayat bize yeni bir gün hediye etmekte
http://www.hussoloji.com/wp-content/uploads/2007/08/istanbulfoto.JPG
Bir yazarın dediği gibi
Bir ömür gibi yaşanmalıydı her an
Ömür tekrarlanmazdı.
Hayatımızı yaşamak için
Hepimize kolay gelsin.
Sabah Türküsü
Hey
Bir sabahın üç kapısı var göğe
Biri umut
Al umudu
Ver çocuğa büyütsün
Büyütsün de yürüsün
Hey hey
Bir sabahın üç kapısı var göğe
Biri emek
Ellerinde ışıyan
Işıt gitsin
Yol boyu
Yürüsün
Heyhey de hey
Bi sabahın üç kapısı var göğe
Biri korku
Çal yere.
Emek senin umut senin
Korku ne?
Yeter ki elin ellere kavuşsun
Sennur Sezer
Hepimize iyi çalışmalar,
İyi günler
Günümüz aydınlık olsun
Herkese günaydınlar.
Mutlu ve Sağlıklı bir hafta geçirme dileğiyle,
GÜNAYDIN...
yeni bir haftaya günaydın
Mavigün abla bende kulaklarımı kim çınlatıyor demiştim meğer sizmişsiniz nasıl tahmin edemedim:)
cumartesi oylamaya katılamadım işler biraz karışıktı tekrar girme şansım olmadı kusura bakmayın...
Günün sözü:
Samimi arkadaşlarınızla konuşurken bile belli bir sınır koyun. Böylece aranızdaki sevgi ve saygıyı korumuş olursunuz.
Flaubert
Ne kadar saçma bir söz(Merhaba Eylem)
Kesinlikle katılmıyorum.
Sınır koyarsan nasıl samimi olacaksın.
olmaz.
sınırsız sorumsuz samimi olmak lazım.
zaten söyleyen şahsı da tanımıyorum.
Yazıp bize aktaran şahsı tanıyorum.
hafif saf bir kardeşimiz.kandırılmış olabilir.
Eylem kardeş, Flaubert diye birisi yok.
Kaya seni işletmiş.
biraz uyanık ol canım...
günaydın dostlar
Başkanım günaydın,
Çok yoğunsunuz anladığım kadarıyla.
size pratik bir önerim var.
G.D yazıp gönderirseniz,biz onun günaydın dostlar olduğunu anlarız.
böylece günaydın mesajına fazla vakit harcamamış olursunuz.
Yorum Gönder