''Yapı Kredi Sigorta Afife Tiyatro Ödülleri 2008'', törenle sahiplerine verildi.
Lütfü Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı'nda bu yıl 12'ncisi düzenlenen ödül töreninde konuşan Yapı Kredi Sigorta Genel Müdürü Murat Güvenel, kendilerinin, hazırladıkları ödüllerle Türk tiyatrosuna karşı görevlerini yaptıklarına inandıklarını söyledi.
Ayakta kalması için her kesimin tiyatroyu desteklemesi gerektiğini ifade eden Güvenel, ''Hepimiz, Türk tiyatrosunun bugün tüm zorluklara rağmen yerini daha sağlamlaştırdığını memnuniyetle görüyoruz. Tiyatronun ticari bir faaliyet olarak değerlendirilmesi doğru değildir. Tiyatrodan ticari kurallar çerçevesinde varlığını sürdürmesi de beklenmemelidir'' diye konuştu.
Gecede, Müzikal ya da Komedi Dalında En Başarılı Erkek Oyuncu ödülü ''Müzikaldeki Hayalet'' oyunuyla Atılgan Gümüş, aynı dalda En Başarılı Kadın Oyuncu ödülü de ''Müzikaldeki Hayalet'' oyunuyla Demet Tuncer'e verildi.Star Haber'den Alıntıdır.
Duyuru:
Atılgan Gümüş'ün resmi sitesi açıldı.Linki yan tarafta görebilirsiniz.
Mine Tugay'ın resmi sitesinde yeni fotografları var.
198 yorum:
BUKET'e
Teşekkürler ,
hem bilgi hemde atılgan gümüş 'le uyandırmışsın bir pazar sabahında bizleri...
Buket bak açıkça söyle sen bize küsmüsün hiç konuşmuyorsun bizle.
Bak küs isen bilelim bizde belki söyleyecek bir sözümüz vardır ...
Yok abla KÜSMEK nedemek ailemizde böyle durumlar olmaz benim her zaman vaktim olmuyor vakitim oluncada bir SAYFAYI değiştirebiliyorum ,Benim MERHABAMI da böyle kabul edin diyorsan biz seni anlarız canı yürekle kabul ederiz.Birazcık sitem ettim diye bana kızma sitem sevgiden doğarmış.
Sen yeter ki sağlıklı,mutlu ve huzurlu ol.işlerin yolunda gitsin,gönlünden geçenler olsun
bizim tek isteğimiz bir daha ki Merhabımıza kadar da yüzündeki gülümseme ve yüreğindeki sevgiyle kal güzelim.
Merhabalar arkdaslar
Ablacim Buket`i kaybettik artik.
Kalan saglar bizimdir
ablacım küslük yok hiç bir zamanda olmaz merak etme.Sadece bu aralar sorunlarım hatsafada o yüzden içimden hiç birşey yapmak gelmiyor.arada sizi unutmadığımı göstermek için sayfa açıyorum gidiyorum.
hep aklımdasınız..
bu arada Açıköğretim sınavın sonuçları açıklandı.İyi geçmiş sınavım.
Herkese Merhaba!!
Hosgeldin Buket
Sinavlarinin iyi olduguna sevindim.
Sorunlara gelince Allah yardimcin olsun :)
Vaayy psikomuz sayfalarımıza renk getirmiş.
Hoşgeldin Buket...
Özledik?
Nihayet bir hayat isareti verdin bize Buketcim, inan cok sevindirdin..
Aklimizda bir cok soru isaretleriyle kalmistik senin uzun süre sessiz ve bizden uzakta kalmanin karsisinda.. Iki satircikla hepsini sildin süpürdün mucize gibi..
sitemlerimiz de oldu, üzüldüklerimiz de.. biri digerini dogurdu ama bu tür yanlis üremeye sevgi engel oldu..
Sinav sonuclarina cok sevindim kardesim,sen de mutlu olmalisin ama sorunlardan söz etmissin, üzüldüm.
Buketcim problemin her türünü görmüs gecirmis bir ablan olarak, amansiz bir hastalik yani saglikla ilgili caresizlik ve ölüm disinda her problem öyle veya böyle bir cözüme ulasir dersem ne olur inan bana.
Su akar, yolunu bulur... bize sormaz bile... Tanri yardimcin olsun, senin ve hepimizin..
Sevgiler
merhaba ben geldimm:))
kahvaltı diğer sayfada kalmış ee ben ne yicem şimdi:))
canım buketcim ,
aksine inanmak hiç istemedik ki..
sınavlarının sonuçları iyi gelmesine çok sevindim.
canım seni aramızda görmek istememizden bu kurulan cümleler
evine hoş geldin.
hele yorum yazmana bize hakkında bilgi vermene de çok sevindim.
yeter ki sağlık olsun her şey gelir geçer canım..
bak bir konuda danışmak,sormak, tecrübelerimizden faydalanmak istersen yada hiç sadece anlatmak istersen bazen bir başka göz ve bakış açısı insana başka bir pencere açabilir ve biraz soluk aldırabilir hayatta.
işte adresim kapıyı çalmadan gir içeri
mavigun41@hotmail.com
sana bütün yüreğimle
güneşli günler dilerim.
kal sağlacakla.
Zeyno
Allu pullu gelin olacağı
Dört köyün nar çiçegi Zeyno
Komadılar ki kardaş komadılar ki
İpsizlerin Memedi sevmiş idi
Dört köyün nar çiçegi Zeyno
Sevdirmediler gardaş sevdirmediler
Zeyno güzel Zeyno nazlı
Zeyno dört köyün ağa kızı
Kız almak için başlık vermek gerek
Oysa fakirin biri Memed
Zeyno Zeyno Zeyno Zeyno yar
Variyeti yok ama pek yiğit
İpsizlerin ırgadı Memed
Sevda bu fakir zengin dinlemez
Aldı kızı kaçırdı Memed
Zeyno Zeyno Zeyno Zeyno yar
cem karaca,kıraç,vb
sitede bir sessizlik
ne bu haliniz
evet hepinizden bir ses bekliyorum.
KONUŞSAM SESSİZLİK SUSSAM AYRILIK
resmin rehindir gurbetimde
gurbetimde sesleri aşındırmış kimliksiz bir kasaba
ve senin kederini ıslatan o yağmurlar rehin
alnı özlemle dağınık bir akşam getirdim sana
sar, büyüt ellerinle, konuk et sıcaklığına
konuk et kanatları kanatılmış kuşlar getirdim sana...
ve akşam, bir kez daha
saçlarını topla ve dağıt sesini rüzgârlara
“bir of çeksen karşıki dağlar yıkılır”
çekmiyorsun!
akarsuları imrendiren yüzün de
sabahçı kahveler de biliyor
görüşmeyeli yorgunum
yıkık kentler kanadı sevinçlerimle
görüşmeyeli ya sen nasılsın
adım, adresim durur mu defterinde?
şimdi siirt'te koyun kokulu bir gecedeyim
beynimde iklimsiz papatyalar
ve kuşatılmış bir akşam duruyor penceremde
sokakların gün batınca neden boşaldığını
ve yüreğimin neden kabardığını bilmiyorum
konuşsam: sessizlik/gitsem: ayrılık
sonra kıpırtısız yasladım göğsümü boğulmuş güne
al bu çağrıları sulara göm, o uzak sulara
gurbetini rehin etme özlemimde…
YILMAZ ODABAŞI
ben burdayımmm!!!!
buket hayırdır neden moralin bozuk.senin için yapabileceğimiz bir şeyler var mı?her sorun insanlarda moral bozukluğu üzüntü yada yaralanmalar bırakabilir.mesele bu sorunları aşarken umudumuzu kaybetmemek.geleceğe olan inancımızı sarsmamak.hayatta pek çok olayda pek çeok yumruklar yedik yiyeceğiz.ama bu sarsıntıları alabildiğine çabuk atlatmak zorundayız.o yüzden bir an önce atlatırsın umarım.bir de hepimizin komple atlatamadığı sorunlar var ki kafayı yedirdi bize.benden baba olmaz dizisi.bu sendromu kitlesel bir şekilde atlamadık hala.neyse.kendine iyi bakman dileğiyle
önemlideğil merhaba kardeşim
gökçe ne haber ?
ödevler ,sınavlar bitti mi yoksa ara mı verdiler ama anlaşılan bu pazar rahatsın .
buketcim seni çoook seviyoruz:))bunu biliyosun ama bi kez daha söylemek istedim:))en kısa zamanda sorunlarını atlatıp beraber olmak dileğiyle..
evet ablacım bu hafta hiç sınavım yok sadece bir tane sözlü var o da almancadan fiilleri ezberlemem gerekiyor:((
sınavların başlamasına da daha var yani biraz daha rahatım:))
ben de burdayim Mavigünüm senden gelen güzel siirleri okuyor, düsüncelere daliyorum...
Gökcecim sen kahvalti edecek bir yer buldun mu? Bulamadiysan gel bize, bulur birseyler hazirlariz..
Selam Önemlidegil, ne güzel yazmissin... yanilgilarimiz tecrübelerimiz oluyor degil mi zamanla... Hayat böyle iste..
BBO nun kitlesel sorunumuz oldugunu söylemen hosuma gitti, o kitlenin icinde olmak gibi.
No Namecim nerde bakalim bugün? Var mi öyle cabucak kaybolmak? Asayis sorumlusu arkadasim seni görmek icin burayi mi dagitalim? haydaaa lafa bakar misin? ben dagitiyormusum? gülerler ayol..
hadi biraz neselenelim, yok mu güzel bir fikra bilen?
Bugün Formula 1 ispanya koşuluyor.
yarışın startını aldım,geldim.
diğer kanada kızlarımız 4 lü finalde
t.telekomla oynuyorlar.bir gözüm de orada.
ben buradayım...
seval neden böyle yapıyorsun anlamadım.niye kahvaltıya beni çağırmıyorsun.güceniyorum vallahi.ne yani üvey kardeş muamelesi yapıyorsun.öteki dünyada yakana yapışırım.
sorunlar meselesine gelirsek evet insanlar bu sorunları kendileri çözer.ama mesele o sorunları çözerken yalnız kalmamalarıdır.ne kadar az yalnız kalırlarsa o kadar çabuk sorunlarını çözerler.aslında her sorunumuzda yanımızda sürekli insnlar olsa bizler o sorunlarda bu kadar çok yorulmayız.bu kadar fazla enerji harcamayız,bu kadar çok üzülmeyiz.işte bu site aynı zamanda insanlarında yalnızlığını paylaşırkwen sorunlar karşısında daha az yıpranmasını sğlayabilmeli.ama hala buketin beni taktığı yok.umursasaydı mutlaka bir cevap yazardı.hepimize.hepimiz buketin ya da bir başkasının daha az üzlmesini istiyoruz.
şu ada acı bir gerçek.hepimiz benden baba olmazla kafayı bozduk.ne zaman geri gelecek diye bekliyoruz.bu sorunu hala aşamadık.bizler benden baba olmazın delileriyiz.acilen tedaviye ihtiyacımız var.
Kızlarımız finalde!!!!!!!!
Önemlidegilcim sen benim kusuruma bakma kardesim, aileyiz dedik ya aramizda teklif-davet veya herhangi bir protokol yok, bizden biri olunca hic düsünmeyecek, acik kapidan gireceksin...
Ben özellikle genc arkadaslarimiza takiliyor bu konuda israr ediyorum cünkü ögrenci bu cocuklar akillari bir karis havada ve bitmek bilmeyen sinavlarda oldugu icin beslenmeyi unuturlar diye korkuyorum... E, benim de evde iki tanem var biliyorum bu genclerin hallerini, yoksa, "herkes ve hepimiz" dedim miydi gercekten hepimizi demek istiyorumdur, hic kimseyi ayirmadan.. :)
bugün anladim ki bahar sonunda bizim adresi bulmus. sabah disariya bir ciktim, cicek kokulari gelmeye basladi. hava da yaklasik 20 derece. anlayacaginiz disardaydim ama memlekette de havalar güzel galiba. pek bi sakin pazar geciriyoruz
önemlideğil arkadaşım
Kimseyi takmadığımdan değil pc başında yoktum pazar alışverişi için çıktım dışarı.
gökçecim ben de seni seviyorum hepnizi seviyorum iyiki yanımdasınız..
mavigün abla msni ekledim.kendi adımı içeriyor adresim kabul edersen sevinirim.Sana danışmam iyi olur galiba..
Seval ablacım ben sizlerle olmaktan mutluyum...
ee keyifler nasıl ben yokken neler yaptınız?
Buketçim,
bizde yok bi yaramazlık,
her şey yolunda.
tek üzüntümüz senin yokluğun.
yokluğunda önemli bir şey olmadı,
kızlarımız çok yoğun çalışıyor,o yüzden onlara kesinlikle bulaşmıyor,gözünüzün üstünde kaşınız var bile demiyoruz.
sınavları bitince acısını çıkaracağız.
geri kalanlar bildiğin gibi...
MİLLETÇE KÖTÜMSER MİYİZ?
Büyük gazetelerimizin birinde yönetici semineri veren uzman
Türklerin dünyada en kötümser milletlerden biri olduğunu iddia
etmiş. Peşinden küçük bir test yapmış. Bitişik sözcüklerden
oluşan aşağıdaki cümleyi birkaç saniyeliğine gösterip yöneticilerden
okumalarını istemiş:
"THEGODISNOWHERE"
Katılımcıların hepsi bu cümleyi:
"THE GOD IS NO WHERE"
diye okumuş. Yani "Tanrı hiçbir yerde değildir" seklinde.
Uzman acı aci gülümsemis... "Tam bekledigim gibi" diye mirildanmis.
Bati ülkelerindeki seminerlerde katılımcılar bu cümleyi söyle
okurlarmış:
"THE GOD IS NOW HERE"
Yani: "Tanrı şimdi burada"...
buketciğim hemen alıyorum msn adresini ne zaman istersen konuşalım canım.
kalemler hazır mı?
geliyor şıh mualla tarifi,
önce malzemeler;
1 kilo patlıcan,
1 kilo domates,
4 ad.orta boy soğan,
4-5 tane yeşil biber(çarliston olmasın)
1 su bardağı yeşil mercimek,
1 yemek kaşığı domates salçası,
1 baş sarımsak (10 diş kadar)
yarım çay bardağı nar ekşisi
1 çay bardağı zeytinyağı,
1 çorba kaşığı kuru nane,
1 çay kaşığı karabiber
1 tatlı kaşığı tuz(Fazla isteyen atsın,ben atmam)
malzemeler tamam, şimdi hazırlık;
patlıcanları alacalı soyup,
boylamasına üçe bölüp oradan ikiye ne bu ya matematik problemi gibi. kızartmalık gibi doğrayın tuzlu suya atın.
mercimeği ıslayın 2-3 saat ıslı kalsın.
soğanları soyup yemeklik doğruyoruz,
domatesleri soyup yemeklik (küp küp)doğruyoruz.
biberleri ve sarımsakları doğruyoruz(Minik minik)
hazırlığa devam ediyoruz.
mercimeğe 3 saat oldumu yaa,
olduysa getirin başlayalım.
mercimek,domates,soğan,biber,
sarımsak,salça,tuz,karabiber,
nane bir arada güzelce harmanlanır
salata karıştırır gibi iyice birbirine yedirin,
patlıcanları tencerenin dibine bir sıra dizip üstüne harcımızdan yayalım,sonra gene patlıcan ve harç sonra gene patlıcan ve harç en üstte patlıcan olacak.
yağı ekledikten sonra patlıcanların üzerine çıkacak kadar sıcak su koyunuz.kapağını kapayıp orta ateşte pişmeye bırakalım.
bir saat kadar sonra kapağı açıp nar ekşisini gezdirerek döküyoruz ve 10 dakika kadar sonra yemeğin altını kapatıyoruz.
güzel oldu...
hadi afiyet olsun.
bekleyin soğusun önce,sıcak güzel olmaz...
demek ki buket komadan çıktı serum takviyesi yaparsak ayağa kalkacak.
kanl 1 e öneriler kısmına benden baba olmaz için bir şeyler yazdım hala cevap gelmedi.bakalım gelecek mi?
Bill Gates Microsoftsun bir seminerinde bilgisayar
sektöründeki gelişmenin hızını anlatmak için şöyle bir
benzetme yapmış.
"Eğer Volkswagen firması son 25 yıl içinde bilgisayar
sektörü kadar hızlı gelişmiş olsaydı bugün 500 dolara
alacağımız arabalara 25 dolarlık benzin koyup dünya turu
atmamız mümkün olacaktı"
Birkaç gün sonra VW firmasının bir basın açıklaması yayınlanmış.
"Eğer otomotiv sektörü Bill Gates in işletim sistemi gibi
gelişmiş olsaydı, her alacağımız arabada tek koltuk olacak,
diğer koltuklar için ekstra lisans parası ödemek zorunda
kalacaktık; arabamız sadece bizim ürettiğimiz benzinle
çalışacak; gösterge tablosundaki tüm ikaz ve uyarı
ışıkları yerine üzerinde
ARABANIZ GEÇERSİZ BİR İŞLEM YÜRÜTTÜ VE KAPATILACAKTIRyazan tek bir lamba olacaktı. Ayrıca her kazadan sonra
arabanın hava yastıkları açılmadan önce bir düğmenin üzerinde
HAVA YASTIKLARI AÇILACAK EMİN MİSİNİZ
diyen bir ışık yanacaktı"
Buketcim burada bizimle mutluysan burdan uzak kalmakla kendine ayip etmiyor musun? Hosgeldin canim, aramizdan ayrilma bence, her türlü sanciya en güzel ilac dostlarinin sevgisidir.. :)
Sevincler paylastikca artar, hüzünler paylastikca azalir..
No Namecim tesekkürler kardesi cok yemek kitabi karistirmisimdir saniyorum ama bu Mualla ile ilk defa tanisiyorum... :) Patlican kadar biber ve domates ile uyumlu ve soganin yakistigi kadar da sarmisak kaldiran bir baska sebze tanimiyorum!
kaya bunu nereden buldun ne güzel ya
Ablacığım yaz için çok lezzetli ve sıhhatli bir yemektir.
ben çok severim.
yemegi mi muallayi mi?
:))
ooo kayacım,
formunun zirvesindesin kardeşim,
sen ziverbey köşkü'nü biliyormusun?
Yarın;
Adesiye tarifi(hadi bakalım)
:))))))
kardesim anlayamadim
ne alaka?
ben sana iskence mi ettim yoksa farkinda olmadan
Yok kardeşim,
kafiye olsun diye yazdım:))
Maça da az kaldı da,
normaldir...
siz hangi takımı tutuyosunuz???
bill gates hikayesini
vay mualla ne güzelmiş üyle
sağol no namecim ben patlıcanlı bu
yemeği bilmiyordum
tanıştığıma mennun oldum Mualla.
gökçe ben takım tutmuyorum.
dogru ya bugün derbi var
keske sivas sampiyon olsa...
bugün uzun zamandan beri ilk defa 16. bölümü izliyorum.ne güzel ya
son 5 dakikasini seyretme bence
insanin sinirlerini ziplatiyo
hiçkimse mi takım tutmuyo yaa??
İskoçya'da yoksul mu yoksul bir çiftçi yaşardı. Fleming'di adı. Günlerden bir
gün tarlada çalışırken bir çığlık duydu. Hemen sesin geldiği yere koştu. Bir
de baktı ki beline kadar bataklığa batmış bir çocuk, kurtulmak için çırpınıp
duruyor. Çocukcağız bir yandan da avazı çıktığı kadar bağırıyordu. Çiftçi
çocuğu bataklıktan çıkardı ve acili bir ölümden kurtardı. Ertesi gün
Fleming'in evinin önüne gelen gösterişli arabadan şık giyimli bir aristokrat
indi. Çiftçinin kurtardığı çocuğun babası olarak tanıttı kendini. ‘‘Oğlumu
kurtardınız, size bunun karşılığını vermek istiyorum’’ dedi. yoksul ve
onurlu
Fleming ‘‘Kabul edemem!’’ diyerek ödülü geri çevirdi. Tam bu sırada kapıdan
çiftçinin küçük oğlu göründü. ‘‘Bu senin oğlun mu?’’ diye sordu aristokrat.
Çiftçi gururla ‘‘Evet!’’ dedi. Aristokrat devam etti: ‘‘Gel seninle bir
anlaşma yapalım. Oğlunu bana ver iyi bir eğitim almasını sağlayayım. Eğer
karakteri babasına benziyorsa ilerde gurur duyacağın bir kişi olur.
‘‘ Bu konuşmalar sonunda Fleming'in oğlu aristokratın desteğinde eğitim
gördü.
Aradan yıllar geçti. Çiftçi Fleming'in oğlu Londra'daki St. Mari's Hospital
Tip Fakültesi'nden mezun oldu ve tüm dünyaya adini penisilini bulan Sir
Alexander Fleming olarak duyurdu. Bir süre sonra aristokratin oğlu zatürreye
yakalandı. Onu ne mi kurtardı?
Penisilin!
Aristokratin adi: Lord Randolp Churchill.
Oglunun adi: Sir Winston Churchill.
Kurtaran doktor: Çiftçinin oglu Sir Alexander Fleming.
Paraya gereksiniminiz yokmuş gibi çalışın.
Hiç acı çekmemiş gibi sevin.
Hiçbir şey beklemeden verin.
Karşılığı nasıl olsa gelecektir.
ya birak takimi filan bak bugün nesem yerinde
güzel güzel hikayeler gönderiyorum
bak dayanamadim. söyle bakim sen hangi takimi tutuyorsun?
tamam sağol hikayeler için ama takımını da söyle:))
ben galatasaraylıyım..
FC Bayern München
türk takımı olarak sormuştum ama tamam vazgeçtim..
kaya son 5 dakikasına gelmedim
hamster sevilin annesini korkuttu ve balkona çıktılar .soneri yardıma çağırdılar ve soner hamsteri aayaağıyla kanapenin altına itti.
akşamki doğanın sahnesi biraz üzücü ve o akşam sonerle sevil efenin odasındalar oradayım.
offf offff dizimizi pispisine harcadılar
önemlidegil sen de türk takimi tutmuyorsun galiba :))
oturmus 8 ay önce bitmis bir dizinin yarim yamalak final bölümünü izliyorsun. Allah akil fikir versin ne diyim :)
Gökce biliyorum ya giciklik olsun diye söyledim. Müncen`la alakam yok. ama sivasin sampiyon olmasini isterim
gökçe canım no name abin ,ben ve fatih fenerbahçeliyiz canım
başkan ve yanlış hatırlamıyorumsam Eylem ablan da beşiktaşlı
ayrıcada hepimiz milli takımı tutuyoruz.
benim güzel kızım oldu mu hayatım bu bilgiler
demek sen galatasaraylısın ne yapalım o da bir takım hehe:))
en önemlisi bu gün öncelikle
olaysız ve spora yakışan bir maç olması bütün dileğimiz.
ahh bana bunu söylüyorsun da biz bitmiş dizinin sayfasında kalmadık mı?senaryolar yazmadık mı?üzme beni ya.ben genelde maç izlemem takımda tutmuyorum ayrıca.ne kadar güzel bir dizi
demek sen galatasaraylısın ne yapalım o da bir takım
harikasin ablacim :)
tamam ablacım bişey demedim bende sordum sadece..benimde tek istediğim spora yakışan bi karşılaşma olması zaten ama bide üstüne galatasaray kazanırsa oh ne güzel:))
:(((((
gökçecim bende sana takılıyorum hepimizin istediği olaysız bir maç olması zaten.
gökçe bizim EDA kız nerede afife jale ödülü Atılgan Gümüş aldı diye hala kutlama mı yapıyor yoksa sokaklarda da bize merhaba vermiyor..
senin haberin varmı?
valla dün çok işim var diyodu ama bugün bilmiyorum nerde olduğunu büyük ihtimal dışarda geziyodur o:)))
GS:1
FB:0
ilk yari sonucu...
KARANLIKLAR ÜLKESİ
Oradaydı.Zaten biliyordum orada olacağını.Aradan nerdeyse bir ay geçmesine rağmen hayatıma girdiği ilk günü çok net hatırlıyorum.İşe gidiyordum.Aslında o benim için bir iş değildi.Hayatımın anlamıydı.İçinde nice hayatların olduğu kitaplar benim ruhuma işlemişti sanki.Benim için dış dünya sanaldı, kitaplardaki ise gerçek.Kütüphane çok geniş değildi.Kutsal mabedimin az da olsa ziyaretçisi vardı.Genellikle derin bir sükunet hakimdi ortama.İlkte üstünkörü bir temizlik yapıyor, sonra da düzeltiyordum.Tabii düzeltirken de birçoğunu gözüme kestiriyordum.Kendi köşeme çekilerek düşsel yolculuğuma başlıyordum.Hep aynı monotonluğumda yaşıyordum.İşte o gün otobüsten etrafı izliyordum.Kazadan dolayı trafik yoğundu.Derken onu gördüm.İnsanı donduran soğuktan dolayı kalın, uzun bir palto giymişti.Elleri pantolonun ceplerinde hafifçe titreyerek orada duruyordu.Yüzü yeni doğmuş bir bebeği andırıyordu.Soğuktan kızarmış bu masum yüzü, rüzgardan darmadağın olmuş uzun, dalgalı, gür saçlar çevreliyordu.Gözleri hissettiği tüm nefreti etrafa saçıyor, masum yüzüyle müthiş bir tezat oluşturuyordu.Bana romanlarda uzun uzun tasvir edilen kahramanları hatırlatıyordu.O kahramanların mutlaka dinlenilmesi ve anlaşılması gereken bir hayat öyküleri olurdu; ve çıkarılması gereken dersler.Onun da öğrenilmesi gereken bir öyküsü vardı.Belki güleceksiniz, “öğrenilmesi gereken bir öyküsü olduğunu nerden çıkartıyorsun?” diye soracaksınız.O zaman tek bir cevabım vardı; hissediyordum.Ve nedense bunu öğreneceğimi biliyordum.Belki de bu altıncı histi ya da içten gelen umutsuz bir dilekti.Onu dikkatlice incelerken beni fark etmesi için yalvarıyordum.Bana bakmasını, o nefret dolu gözlerin girdabı içinde boğulmak istiyordum.Ama tüm dualarım boşa gitti.Beni fark etmedi.Öyle dalgın bir halde, deli dalgalarıyla kıyıları kırbaçlayan denize bakıyordu.Kim bilir aklından neler geçiyordu.O sırada otobüs hareket etmeye başladı.İnip onunla konuşmak istedim.Ayağa kalktım;ama böyle olmamalıydı.Yanlış bir şeyler vardı havada.Bu kadar çabuk olmazdı.Kader bizi tekrar karşılaştıracaktı.Zamana bırakmalıydım bu olayı.Tekrardan yerime oturdum.Öteki gün yine oradaydı.Daha sonraki gün, bir sonraki gün…Her geçen gün gözlerindeki nefret gitgide büyüyordu, tıpkı karlarla örtülü bir alanda küçücük bir kartopunun büyüyüp kocaman bir çığa dönüşmesi gibi.Ne yapmıştı dünya ona böyle?Oysa o kadar zeki, o kadar tatlı görünüyordu ki; ona aşık olabilirdim.Bankta her zaman bir kitap olurdu.Arada orada oturur kitap okurdu.Çevresinde olup bitenleri hiç fark etmiyordu sanki; etrafındaki telaşlı koşuşturmayı, bir yerlere yetişmeye çalışırken kendilerine yetişemeyen insanları fark etmiyor gibiydi.Sürekli kendi dünyasında, kendiyle baş başaydı.
Tüm hayatım o olmuştu.Kütüphanede kitap okumaz olmuştum.Şizofrenik bir şekilde onu düşünüyor, ona bir kişilik yaratıp düşlerime alıyordum.Şarkılarda onu hatırlıyor, rüyalarımda onu görüyordum.O ise benden bihaber orada durup nefretini bir annenin çocuğuna gösterdiği titizlikle büyütmeye devam ediyordu.Belki de denizle ufkun kesiştiği noktada yüreğini yakan aşkının o güzel yüzünü görüyordu.Belki de hayallerindeki kadının yani benim hayatına girmemi bekliyordu sessizce.Evet; kararımı vermiştim sonunda.Artık daha fazla bekleyemeyecektim.Onunla konuşacaktım.Kitaplarda olduğu gibi mutlu sonla bitecekti bu esrarengiz olay.
İşte benim günlerce onu izlediğim, onun günlerce durduğu ama şimdi ondan eser olmayan yerdeyim.Yok…Geç kalmıştır belki de.Ya da o telaşlı insan gruplarının içinde kalmış, onlarla kahramanca bir mücadele vererek onlardan kurtulmaya çalışıyordur; sadık dostuna ulaşmak için.Bekleyecektim.Gelecek mutlaka gelecek, gelmek zorunda.Of!Bu olamazdı!Gelmeliydi buraya.Gözlerimden yaşlar akmaya başladı.Beni bırakamazdı, bunu bana yapamazdı.Kitaplarda mutlaka karşılaşırdı aşıklar.Gözler buluştuğunda aşk kalbin o saklı kapısını çalardı bir kez bile sormadan.Tüm kötülükleri yenerek birbirine kavuşurdu sevgililer.Ve sonsuza kadar mutlu yaşarlardı, kitap da biterdi.Böyle değil miydi?Nerdeydi hata, yoksa aşklar, kitaplar koskocaman birer yalan mıydı?Yıllardan beri beni bu masallarla uyutmuşlar mıydı?Nereye gittiğimi bilmeden yürümeye başladım.Yıllardan beri hep bir şeyler bekliyordum hayattan.Hiçbir şey yapmamıştım hayatım için, kendim için.Kaderin ortaya çıkıp bana bir şeyler sunmasını beklemiştim.Mutluluğu bile hediye paketinde kapıma gelmesini beklemiştim.Hiç aramamıştım, minik bir kedide veya yere düşmüş bir ağaç yaprağında…Bir bekleyiş içindeydim sürekli.Ama bilmiyordum bekleyişin yerinde saymak olduğunu, o telaşlı kalabalığın hiçbir zaman bulamayacakları ama bir yerde durmadan akıp giden hayatı kaçırmak olduğunu.Acı bir şekilde öğrenmiştim işte.Hayallerin dünyasından çıkıp acımasız gerçeğin sert duvarına çarpmıştım.Bu darbe bana çok ağır gelmişti ama hayatımı baştan başa değiştirmem için güçte vermişti.Yine de son dakikalarını yaşayan insanlar gibi gözlerimin önünden film şeridi gibi akıp geçmeliydi hayatım.Geçmeliydi ki yaptığım hataları göreyim, yeni tertemiz sayfama kara lekeler olarak girip o masum saflığı bozmasın.Küçük bir kütüphanede çalışıyordum ama başka yerlerde büyük işlerin kadını olabilirdim.İyi sayılabilecek seviyede yabancı dil biliyordum.Düzgün bir şirkette insanlık için faydalı birçok iş yapabilirdim; küçük, sessiz kütüphanemde çürümek yerine.Evet kitapları seviyordum; ama macerayı, hareketi ve aksiyonu da.Durgunluk bana göre değildi.Deli bir ırmak gibiydim, sessiz sedasız olamazdım, kalıplara sığamazdım.Peki ne işim mi vardı kütüphanede?Cevabı çok basitti aslında; “korku”.Yeniliğin, alışkanlıkları yıkıp ne olacağını bilmemenin verdiği o tedirginlik.Küçük bir tavşan gibi avlanmayı beklemek ve zamanın bu korkuya cömertçe yardımı…Gerçekten de korkuyordum.Kendi güvenli limanında sığınan dışarıdaki azgın dalgalardan ürken bir kaşif gibiydim.
Hayatımı değiştirmeye ilk olarak “hayalimdeki işi aramakla başladım.Sonunda buldum.Yaşadığım şehirin dışındaydı.Şirket, A. kentinde onlara bağlı bir uzantı açmak istiyordu, ben de bu “yeni” ofiste küçük bir eleman olacaktım, aynı bir karınca kolonisindeki bir işçi karıncanın, –varsa eğer- hissettiği duyguları duyuyordum o anlarda.Hemen toparlanmaya başladım, en kısa zamanda gitmeliydim bu şehirden, sanki hava zehirli, sular bulanıktı, bu şehir beni öldürüyordu.Ne olacağını, A. kentinde beni nelerin beklediğini bilmiyordum, zaten bilmekte istemiyordum, bilmemenin tedirgin ama o zevkli tadını tatmak istiyordum.Biletimi almıştım, ertesi gün hareket vaktiydi.Son kez o zehirli havayı ciğerlerime çekmek, tanıdığım alıştığım o yerlere son bir vefa ziyaretinde bulunmak için dışarıya çıktım.Hava kararmaya başlamıştı.Aklıma delice bir fikir geldi:karanlık, puslu kente hafif yukardan bakmak.Kentin kıyısındaki tepeciğe doğru yürümeye başladım.Uzun sayılamayacak bir yürüyüşten sonra tepeye vardım, dikkatli adımlarla tırmanmaya başladım.En sonunda zirvedeydim -tabii buna zirve denirse-.Tam kentin karanlığına dalacaktım ki bir ses duydum arkamda.Hangi normal bir vatandaş bu saatte burada olurdu ki?Ya da ne arardı?Kesin bir hırsızdı ve beni öldürecekti, kendi ayaklarımla gelmiştim ölüme.Ne güzel!Gerçekten de ne güzel!Hayatımın değişmeye başladığını burada bile görebiliyordum ben.Eskiden olsa ölüm bana sıcak yatağımda ya da televizyon izlerken gelirdi.Ama “o” gelirdi tam olarak benim o zamanlar inandığım masallara uygun bir biçimde.Şimdi ben buluyordum onu.Aklımda bu düşünceler, vücudumda belli belirsiz ürpermeler ve ağzımda serbest kalmayı bekleyen bir çığlık eşliğinde arkaya döndüm.Karşımda masum yüzlü şeytanım vardı.Beni gerçeğe çeviren ama bundan haberi bile olmayan, o soğukta orada üşüyen, onu bulmaya gittiğimde orada olmayan gençti gözlerimin gördüğü.Kalbim deli gibi atıyordu; onu karşımda bulmamdan mı yoksa çok korktuğumdan mı kaynaklandığını bilmiyorum.
“Özür dilerim.Sizi korkuttum sanırım.Affedersiniz.”dedi yumuşacık bir sesle.“Ama bu saatte burada ne aradığınızı merak ettim.Bir sakıncası yoksa bana anlatabilir misiniz?”diye sordu.İçimdeki o gün neden orada değildin sorusunu yutarak cevap verdim:
“Bir zamanlar içinde bulunduğum karanlığın kentteki yansımasını izlemek için burdayım.Aslında karanlık şehirde değil insanlarda; tenlerinde, içlerinde, ruhlarında. Yalnız bir tek onlar bilmiyorlar fark etmiyorlar, bilmemeleri de kendilerini ve hayatı tanımamaktan kaynaklanıyor.Önemsiz şeyleri yüceltiyor, sahip olmadıkları anlamlar, değerler yüklüyoruz.Çok anlamlı daha doğrusu hayatı anlamlı yapan şeyleri, önemsiz eşyaları tavan arasına tıktığımız gibi onları da içimizdeki sonsuz derin boşlukların içine atıp onları ebediyen kaybediyoruz derinliklerimizde.Gerçi bilmiyorum bana katılıyor musun?”dedim.Aslında onun, söylediklerimi doğru düzgün anladığını bile sanmıyordum.Gözlerimi kentin görüntüsünden ona çevirdiğimde de küçük bir şaşkınlık saniyesi geçirdim.Çünkü baktığım yüz beni çok iyi anlamıştı, belki de bu kadar iyi anlamasının nedeni söylediklerimin hepsini yaşamış olmasıydı.Bilmiyordum, öğrenmekte istemiyordum, herkesin bir hikayesi vardı ama herkesin hikayesi kendineydi, beni ilgilendirmiyordu.Acı bir gülümsemeyle:
“Sana tamamen katılıyorum.Ne kadar haklı olduğunu sana, net bir şekilde anlatmam mümkün değil sanırım.Sana ismini sormak istiyorum ama bir isim neyi değiştirir ki?İsmini öğrenince seni çözmüş mü olacağım ya da biraz önce başka bir insana saçma gelecek cümleleri içinde nasıl oluşturduğunu mu anlayacağım?Hayır tabii ki.Oysa ben bir insanın ismini bilmektense onu bilmeyi tanımayı isterim.Ama onu da bir iki saatte yapamam belki de bir ömür geçse bile yapamam.Şimdi ben bile kendimi tam olarak çözememişken bir yabancı gelip beni mi anlayacak, davranışlarımı mı çözecek?Belki de dünyadaki tüm insanlar yabancıdır birbirine.” Hayretler içindeydim, bu kadarını beklemiyordum beni anlayan o yüzden.Gene de bu güzeldi.Birinin seni anlaması –kısmen de olsa- hem de bu kişinin umulmadık biri olması, günlerce konuşmayı hayal ettiğin birinin.Karmaşık hisler içindeydim, elbette ki bu hislerin aşka benzer bir yanı yoktu.O şizofrenik aşık çok uzakta kalmıştı, apayrı biri vardı artık aynalardaki yansımalarda.Her düşünce bize farklı bir kişilik yaratırdı, içimizde milyonlarca “ben” vardı.Onun söylediği her cümle beni farklı düşüncelere götürdü onunla konuşmak gerçekten de muhteşemdi.Şehirdeki son gecemin böyle olacağını rüyamda görsem inanmazdım, hatta rüyamda bile görmezdim.Çünkü rüyalar bizim bilinç altımızın bir göstergesiydi ve bu düşünce benim içimde bir saniye bile bulunmamıştı.Vedalaştığımızda hala onun ismini bilmiyordum, o da benim ismimi bilmiyordu.Ama neyi değiştirir dememiş miydi ve o kadar haklıydı ki!İki yakın dost gibi vedalaştık, öyleydik zaten o hoş konuşmadan sonra.Fakat birbirini bir daha görecekleri bile belli olmayan iki dost.
A. kentindeki minik ama şirin evimdeki odamda oturup bunları yazarken belli belirsiz gülümsüyorum.Bu durum sadece bu ana özel değil, o geceyi her hatırladığımda yüzümde bir gülümseme beliriyor.Onu bir daha hiç görmedim.Öteki gün şehirden ayrıldım yeni kentime ve işime doğru yelken açtım.İşimde gayet başarılıyım –zaten bunu yapabileceğime inanıyordum- hatta yakında terfi etmeyi bekliyorum.Tüm bu hikayeyi yazmak nerden çıktı diye soracak olursanız bugün otobüsle giderken birini gördüm.Tıpkı o olayın tekrarıymış gibi.Ama o anda inanılmaz bir şey oldu; genç adam bana doğru baktı ve göz göze geldik.Ben değişmiştim, zaten olay da değişmişti benim tepkilerim de değişmeliydi.Ona gülümsedim, o da bana gülümsedi.Ve şimdi sırf tüm bunlar içime sığmadığı için yazmaya karar verdim, çünkü biraz daha içimde dursalar patlayacaktımBen içimdeki karanlıklar ülkesini güneşe, huzura ve mutluluğa boğmuştum.Aslında bu o kadar da zor değildi.Sadece biraz inanç, biraz cesaret ve bir de masum yüzlü şeytan lazımdı.Ama şeytanı o kadar uzaklarda aramamalıyız; her gün aynada ona gülümsüyoruz.Sorun bakıp görmek, fark etmek ve algılamak.Bunları yaptığımızda her şey güzel olacak demek isterdim ama hayat bu, ne olacağı belli olmaz.Masum yüzlü şeytanıma ne oldu hiç bilmiyorum.Tek bildiğim belki de yarın onunla sokakta çarpışıp tekrardan “merhaba” diyeceğiz birbirimize ve belki de biraz daha iyi tanıyacağız birbirimizi.Sonuçta “her seçiş, bir vazgeçiş” değil miydi?Ben de yaşamımda “seçtiklerimin” yani verdiğim kararların hayatıma kazandırdıkları ve kaybettikleri ile yaşamayı öğreniyorum…
çok uzun oldu yaaa:)))
Galatasaray'ı tebrik ediyorum.
hakkıyla bir galibiyet aldı.
gökçecim ,
tebrik ediyorum canım.
galibiyetiniz kutlu olsun.
BABA BANA BAĞIRMA
yol ıslanmasın diye
şemsiye açanlara...
baba bana bağırma
bülbülleri kaçırdın ormanlarımdan
kulaklarımın kapılarını havalara uçurdun
kapılar baba kapılar pencereleri alıp gittiler
tenorlar kaçtı ses tellerinden
çevreye saçıldı yavru diktatörler
seni ne sopranolar istedi de vermedik baba
baba bana bağırma
bayrak direklerine konan kartalları anlat
uzun uzadıya
nasıl da göremediler avcıları
o keskin gözleriyle vah hah ha
şans yıldızlara özgü bir yalan baba
yıldızlara tükürüp tükürüp onları gezegen yaptınız
savaşan halklar taktınız dünyanın boynuna
yalanları yazdım defterime hiç unutmadım
radyasyonu radyo istasyonu sanan Bakanları
çiğleri, Meclis tavanını çiğ köftelerle çiğneyen
doğum sonrası acılarını cüce ülkeler doğuran kadınların
hiç unutmadım
sakallarını yüzlerinde
yüzlerini sakallarında unutan adamları
ve ısırgan tarlalarındaki parçalarını
Uğur Mumcu'yu biz yapan bombanın
hiç unutmadım
uzak yakın tüm tuzakları baba
yolun ezdiği oyuncak bir kamyonsun sen
bir gam ağacısın
kar yüküne dayanamayıp kırılan
ilkbaharı gerzeklere ödünç verdin
geri getirmediler
güneşin başına gelenleri
biz ilkbaharsız nasıl anlarız baba
baba bana bağırma
bir kulağımdan giriyor sözlerin
öbür kulağımı tıkıyor
Buenos Aires'te olsaydım diyorum içimden
Eva'nın peronunda
karanlıktan kuşlar çalan bir tren
bir bıçak kaçağı
tangonun bacaklarını havaya kaldırdığı kentte
ama iyi ki buradayım, burada hiçbir şeyi unutmadan
burada
bilginin bilgisizlikten daha çok acı verdiği yerde
burada, tam karşında
hapisanelerde hintyağı gibi bir şeydi zaman
hastanelerde pıhtılaşmış kan gemisi gibi
yol alırdı saatler
karılarının namuslarını dillerinde saklayan
adamlar vardı bir taraflarda
televizyon kanallarında yitirilen çocuklar
gökyüzüne düşmemek için denize yapışan balıklar
ve depolara indirilen Lenin heykelleri vardı
Sovyet Rusya'da
kafandaki duvarları
niye cebine koymuyorsun sen baba
baba bana bağırma
farkında değilsin
arkasını ezilenlerin yaladığı
bir posta puludur dünya
bir karadelik yutana kadar uzayda bizi
asansör boşluğuna itilen bir kedisin sen
söylemenin tam sırası
ülkeyi bu duruma senin oy verdiğin
partiler getirdi baba
ama ben buradayım, burada hiçbir şeyi unutmadan
bir yaşamlık kaygı duruşundayım
yakın tarihimiz için
baba bana bağırma
bacağından vurulursa bir şiir
nereye kadar gidebilir
bana bağırma baba
kendine bağır
yoksa her şey bitebilir
Akgün Akova
teşekkür ederim ablacım:))
herkese iyi akşamlar diliyorum,
yarın mavi bir güne,yepyeni umutlarla uyanabilme dileğiyle,Allah rahatlık versin...
Bir Pazar akşamı sohbet edemesek de siteye girenlerin okuyacak bir edebi metini olsun istedim.
Yanında bir bardak çayınızla Atılgan Gümüş’ten son mavi şarkısıyla birlikte bu edebi metini okursanız Pazar yorgunluğunu üzerinizden atarak gecenizden bekli de daha fazla keyif alabilirsiniz.
Sevgilerimle..
Şahan Çoker’den
Çölde Son Mavi-1
Derin nefesler aldı. İlerleyen yaşına rağmen çevik bir hareketle sundurmadan atlayıp otların arasında gördüğü ve oracıkta aşık oluverdiği sarının en güzel tonundaki kır çiçeğine elindeki bardaktan iki yudum su döktü. Kalanını da kendisi içti. Ne dediği anlaşılmayan bir fısıltıyla konuştu. Sonra gözleri doldu duygulandı ve ağlamaya başladı. Ağladığını kimseden saklamazdı. Yalnız martılardan çekinirdi. Onların yaşama sevinçleri, umutları, kıpır kıpır gökyüzü gösterilerine kendi hüznünü karıştırmak istemez, onlardan gözyaşlarını bir ananın çocuğundan sakladığı gibi saklardı. Aşık olmayı öteden beri iyi becerirdi. İstedimi hemen oracıkta aşık olur ve aşkını kurtla, kuşla, börtü böcekle paylaşmaktan çekinmezdi.
Bir kır çiçeğiyle suyunu paylaşan bu adam, kimilerine göre bir meczup, kimilerine göre bir eren, eleştirmenlere göre empresyonist bir ressamdı. Kendisine sorarsanız, renklerin üzerinde panayır kuran inanmış bir gökkuşağı taciriydi. Çiçeğe son kez parmağının ucundan sevgi emzirdi. Gözyaşının arkasına gizli bir huzur yerleştirip ağır ağır barakanın yolunu tuttuğunda güneş iyice yükselmiş, iliklerine kadar şüküre bulanmıştı.
Bu sabah dünya tüm görüntülerinin özsuyunu tahta barakanın verandasından bu yaşlı, sevimli adama sağdırıyordu. Adına bazılarının sanat dediği, yaratıcının yani görüntünün gerçek sahibinin insana verdiği en değerli yetilerden birini taşıyorsanız, bu barakada dünyalı olmanın bir takım ayrıcalıklarını bulabilirdiniz. Buram buram kokan toprak, saçlarınıza ananızdan sonra şefkati son kez öğreten rüzgar, altınızda uzayıp giden mavi çığlık, düş kıpırtıları yani deniz ve güneşin sulardaki egzotik raksı, içilen çayın bakire lezzeti sizi baştan çıkartabilirdi. Bedeninizin üç boyutla sınırladığı görünürlüğünüz, ruhun ulaşılmaz derinliğinde sadece bir gölge yani yansıma olarak kalırdı. Ve adam bunların hepsinin fazlasıyla farkındaydı.
Verandadan çıkıp odasına girdi. Dağınıklığına kendisi de kızarak boyalarını, tuvalini, sehpasını toplayıp özenle sırt çantasına yerleştirdi. Kenardaki sararmış aynadan kendisini süzüp, saçına, üstüne başına çeki düzen vermeyi ihmal etmedi. Denize yani sevdalısına giderken her sabah bunu yapardı.
Çölde Son Mavi-2
Yavuklum" derdi; denize,
"hayırsız yavuklum."
Gittikçe hızlanan adımlarla tepedeki keçi yolundan aşağıya inmeye başladı. Daha sonra köşedeki zeytin ağacının dallarının arasına dün bıraktığı ekmeği kontrol etti. Yuvadaki kuşun huzursuzluğuna aldırmadan bir kaç ekmek kırıntısını daha ağacın en geniş yerine bıraktı. Bir haftası kaldı yavrularının çıkmasına diyerek ana kuşa teselli vermeyi de ihmal etmedi.
Tekrar deniz kenarına yöneldi. Denize yaklaştıkça heyecanlanıyor, soluğu tıkanıyor, sevdalısıyla o ilk buluşmalarındaki gibi duygular ayağına dolanıyor, adımlarını hızlandırıyor, hızlandırdıkça düşüncelerine yetişemeyip, "biraz yaşlandım mı?" şüphesine kapılıyordu. Önünden geçen küçük bir yılana yol verdi. İnce bir tebessümle tarla kuşunu selamladı. Minik bir arının kendisini sokmasına izin verdi. Başının üzerinde acemi daireler çizerek dolanan, ürkek dağ kuşuna martılarla tanışıp, denizi sormasını önerdi. Bunların hepsi on adıma sığmıştı. Hayatın hepsi olsa olsa on adımdı zaten...
Deniz sabah buruşukluğunu atmış, gergin mavi bir atlas gibi gökyüzünün mavisini tahrik ediyordu. Ayaklarını çıkarıp denize soktu. Bir yudum su içti. Suratını ekşitti.
- "Bu gün yine aksiliğin üzerinde" diye söylendi. Resim sehpasını kumsala yerleştirirken oldukça zorlandı. Ayak başparmağını ısıran yengece kızdı. Sonra bir sigara yakıp kenarda oynaşan kefal yavrularına daldı gitti.
Vakit öğlene yaklaşırken tepedeki güneş rahat çalışmasını engelliyor, sık sık uğraşına ara vermek zorunda kalıyordu. Tuvaline iki metre kadar uzaktan tekrar baktı. Sarının hükmüne giren renkler gittikçe belirginleşen bir çölün habercisiydi. Deniz kenarında, denize bakıp çöl çiziyordu. Tepelerdeki ormanlara bakıp çöl çiziyordu.
Tuvaldeki çöl gittikçe büyüyor, kuzeydeki kenti yutuyordu. Karıncaların nefesleri, köpek ulumaları birbirine karışıyordu. Bir adamın köpeği ısırması, kentin karantinaya alınmasına sebep oluyordu. Dedelerini müzelerde saklayan çocuklar küçük ayrıntılar olarak kentin figürleri arasına sızıyordu.
Çölün ortasına büyükçe bir sinema inşa ediyorlardı. Çöldeki çaresiz ve aç insanlar anlaşılmaz bir şekilde içinde bulundukları durumu unutmuş sinema için adeta bayram yapıyor, sevinç gösterilerinde bulunuyorlardı. Onlara bunu hediye eden Amerika'lı amcaların önünde saygıyla eğiliyorlardı. Zencilerden ve mavi derililerden uzunca bir kuyruk oluşmuştu. Kuyruktakiler itişip, kakışıyor olabilecek sosyal patlamalara zemin hazırlıyorlardı. Ekmeksiz kaldıklarında, açlıklarını onurlarıyla bastırabilen bu insanlar, çocukları açlıktan kırılırken bile bir şey istemeyen bu insanlar, bir bilet için onursuzca yalvarıyorlardı.
İhtiyar tabloya kenetlendikçe yüz hatları geriliyor asabileşiyor, çölün üzerine ısrarla kırmızı bir gök boyamaya kalkıyordu. Bu durum denizden azan histerik mavilerin insanları boğmasına neden oluyordu. Kendi çizdiği tablodaki insanlara derdini anlatamıyor, bu kandırılmışlığa, bu soysuzluğa çözüm üretemiyordu.
- "Ey..!İnsanlar!" Var gücüyle bağırdı;
- "Eyy..!"
Sanki hepsi sağır, hepsi kör olmuşçasına en ufak bir tepki vermiyorlardı. Ressam kahroluyor, inadına bağırmaya devam ediyordu. Her türlü çabasına rağmen sinema açıldı. Üç boyutlu bir film, super dolby ses efekleriyle çöl halkını deli etmiş filmi eleştirenler daha ilk cümlelerini söylemeden oracıkta katledilmişlerdi. Filme karşı çıkanlar gerici ve modern yaşantının önündeki engeller olarak lanse ediliyordu. Perde karmakarışık kahramanlarla dolmaya başladı.
Çölde Son Mavi-3
İhtiyar olanca gücüyle müdahale ediyor, her çıkan karakteri tuvalden silmeye çalışıyor ama gücü teknolojiye yetmiyordu. Perde gitgide kalabalıklaşıyordu. Leyla'ların arasına, Emmanuel'ler, Mecnun'ların arasına Don Juan'lar, Köroğlu 'nun yerine Alcapone, İstanbul' un yanına New York, inananlara kravat mağazası, şairlere idam cezası... Her şey ama her şey muazzam bir oyunla çöl halkına sunuluyor, işin acı yanı çölün zavallı insanları her sahneyi alkışlarla karşılıyordu. Kenardaki savaşları, Bosna'yı, Kudüs'ü, Bağdat'ı Çeçenistan'ı, Lübnan'ı İngilizce yorumluyorlardı. Ressam son bir gayretle sahneye kendi kahramanlarını koymaya çalışsa da boşa gidiyordu. Makinist yerlere dökülen beynine rağmen ustaca kesintilerle kahramanlara mani oluyordu. Tarih yeniden yazılıyordu. Tarihi kurşun kalemleriyle, kahramanları asanlar yazıyordu.
Postallar ve silahlar çöl halkının iştahını kabartıyor makinist kahramanlaşıyordu. Çaresiz ihtiyar, son kez gücünü toplayıp tekme savurdu. Tuval denize uçtu. Derin bir oh çekti, kargaşa bitmişti.
Çöle ağır ağır deniz yürüyordu. Mavi her şeyi örtüyor hatta gökyüzüyle birleştiğinde bütün ayrıntıları kaybediyordu. Kenti umuda sarıp sarmalıyordu. Bu durum en çok sinemacıları rahatsız etti ve perdeden kötüler silinip gerçek kahramanlar yerini alıncaya kadar mavi hükmünü sürdürmeye devam etti. Artık aşkı Leyla ile Mecnuna, kahramanlığı Köroğlu'na vermek zamanıydı ki her şey sular altında kaldı.
İhtiyar ressam denize doğru yürüdü, su boyunu aşmak üzereydi ki tuvale ulaştı. Tuvali sudan çıkardığında hayretle donakaldı; tablodaki deniz köpükten gövdesiyle şaha kalkmış bir kısrağı andırıyordu. Gök patlamış fırtınalar ve boranlar arsında tam denizin ortasında muhteşem bir mabet yükselmekteydi.
- "Çok şükür"
- "Allah hepsini boğulmaktan kurtardı... Çok şükür bağışladı."
İhtiyar tuvalini alıp barakanın yolunu tuttuğunda bir yazar aşkı tekrar yorumluyor, dünyanın herhangi bir yerinde umut tekrar yeşeriyordu. Kısacası sanat gerçek sahibine hizmet etmeye yöneliyor ve aşk her sabah dünyanın bütün bahçelerinde, gül ile bülbül arasında tekrar başlıyordu.
bitti.
Sevgili Gökce kiz ile Sevgili Mavigünüm bizi iki güzel hikayecik ile sevindirmissiniz, ikinize de ayri ayri cok tesekkürler...
Bir komsumun zorlamasiyla tam 2 saate yakin yürüdükten sonra perisan bir halde evime geldigimde bu güzel hikayecikleri bulmanin sevincini anlatamam, ellerinize saglik..
Arkadaslarima, BBO ailesinin her ferdine iyi geceler... Yarina yeni umutlarla uyanmak dilegiyle...
de hadi iyi geceler
yarin aksama dogru ugrarim
Dostlar,
Hepimizin
Yeni Bir Haftaya
Umutla, sevgiyle, barışla
Başlamasını dilerim.
Güzelliklerle geçen bir günümüz olsun
AYNA
İLE
GÜNAYDIN
Aynaya baktığımızda gördüğümüz kişi ,
kaç yaşında olursa olsun
Kimsenin canını
bilerek ve isteyerek yakmadan
Kendi hayatımızı,
istediğimiz gibi yaşamak isterken özgürce
Bir başkasının ahını almadan geçirmişizdir
En zor günümüzde bile
Ayna karşısında gözümüzün içine
Bakacak yüreğimiz varsa
Aynalara küsmeyelim
Her ayna ona baktığımız gibi bakar bize aslında
Bir çocuk gülüşünüzle size gülümseyerek
Gençlik hatalarımız da gözyaşlarımızı silerek
Kırlaşan saçlarımıza
Yüzünüzdeki kırışıklarımıza
Yaşanmışlıklarınıza
Saygı duyarak
Her şey geçer üzülmeyelim
Yeter ki bizim
Aynaya bakacak yüzümüzde
bir yüz olsun.
Yoksa aynaya bakacak yüzümüz
umutlarımızı keşkelerimiz örtmüşse üstünü aynaların söyledikleri yakacaktır canımızı
unutmayalım aynalar yalanı değil
gördüğünü söyler..
http://www.youtube.com/watch?v=Z5FylJbFvi0&feature=related
aynalar
Harmanim ben harmanim
kırk satirlik fermanım
yok dizinde dermanım
eyletmen beni
söyletmen beni
ağlatman beni
aynalar aynalar
ister anam darılsın
ister babam darılsın
vuran elim kirilsin
hüznüm sizde görünür
sacım beyaz örülür
yasarken de olunur
söyletmen beni
ağlatman beni
aynalar aynalar
yüzümde hep çizgiler
içimde hep ezgiler
uçup gitti seneler
eğletmen beni
söyletmen beni
ağlatman beni
aynalar aynalar
Hepinize iyi sabahlar
Tüm dostlara yüreğimizden gelen
Bir günaydınımız olsun
günaydın
iyi bir hafta geçirmeniz dileğiyle
hepinize kolay gelsin
Neden nasıl niçin bilmem,sabahları çamur gibi kalkmaya başladım.
erkenden de yatıyorum.havalardan olsa gerek.
hava çok güzel,günlük güneşlik. yeşil ve mavinin her tonu mevcut.
Öyle ise bana düşen,yaşamaya devam etmek.
Dostlar GÜNAYDIN.
Günaydin canlar, günaydin dünya, günaydin aynalar...
Sevgi olsun yollarinizda, hayirli yolculuklar, kolay gelsin...
Mavigün'e
Ablacığım seni çok seviyorum,
Ama muhaliflik kanımda var.
Kendime engel olamıyorum.
Sağol, bizi çok güzel bir şekilde uykudan karşıladın uyandırdın.
Ama ablacığım aynalar şarkısı
Salim Dündar dururken Gülay'dan dinlenir mi?
www.youtube.com/watch?v=7BQWOP1ip8s&feature=related
günaydın dostlarım,
güzel,keyifli bir gün geçirmeniz dileğiyle..selam olsun herkese
hoşgeldin başkanım
anlaşılan sessiz sakin bir sabah geçiriyoruz yine :)
Kasabanın şerifi geldi eylem hanım.
sakin bir günden başka bir seçenek var mı?
şerif yokken ne biçim dağıtıyorduk hatırlatırım.
Başkanım hoşgeldin...
merhabalar arkadaslar
Iyi bir haftanin baslanigic olur umarim
burda havalar yine bozdu yav
Herkese merhabalar,
başkan hoş geldin.Uzun bir aradan sonra 2 gün tatil yapmak bünyene dokunmadı mı?
sanırım masanın işlerin yığılması seni biraz gerçeğe döndürmüştür.
no namecim haklısın kardeşim ben salim dündar'dan bu şarkıyı hepimiz biliyoruz diye yeni bir yorumla söyleyeni tercih etmiştim.
Ama sanırım kim den alıştık mı bir şarkıya başkası ağzınla kuş tutsa olmuyor.
no name boşver kim söylerse söylesin aynaya bakan kendimiz olunca.
eylemcim nasıl geçti hafta sonu yeni evde şöyle bir keyif yapsaydın.
seval arkadaşım bu gün yerinden kalkabiliyormusun ah of annecim sesleri geliyor buraya kadar kim dedi sana komşuya uy.
yürü 2 saat diye demediler mi her yolun bir dönüşü var diye.
güzel bir gün geçirmek üzere..hepinizin işlerinde kolaylıklar dilerim.
kayacım burdaki havalarda da güneş sakladı bizden yüzünü.bekliyoruz.
hoşbuldum dostlar,
ya siz keyfinize herzamanki gibi bakın, biliyorsunuzki burası gönlünce rahatlama bölgesi, burda dostluğu bozmamaktan başka yasak yok...canınız ne istiyorsa yapın, isterseniz çok konuşun isterseniz birbirinize sataşın..yeterki sizin içiniz rahat olsun..
kaya sorma ya burada da hava aynı, hangi saat ne olacağı belli olmuyor artık, eskidenmiş o hava tahminleri..şimdi o kural geçerli değil:)
Başkanım,
ne haber,inşallah iyisindir.
demek havalar bozuk,
boşver sen kafanı bozma.
"Başkanım dostluğu bozmamak yasak" demişsin.
isterseniz tam tersini yapalım,
dostluğu bozmak yasak olsun.
bu güzel dostluğumuzu bozmamaya çalışalım.
hem genç kardeşlerimize de iyi örnek oluruz.
yasak mı yazmışım, kural diye değiştirelim o kelimeyi ya da senin dediğin gibi yapalım no name, hata benim düzeltmek lazım yanlışı..
havalar bi acayip evet..yağsammı yapmasammı diye tereddütte..
İÇİMDE YAĞMUR
Hala güzelsin
Eski bir şarkı gibi
Seni ilk görüşüm dün gibi
Nasıl unuturum
Verdiğimiz tüm sözleri
Gezdiğimiz yerleri
Bize bir şey olmaz derdik
Söyle ne zaman kirlendik
Eskiden bu şarkıları
Böyle suskun mu dinlerdik
Dışarda yağmur yağıyor
Gitme vakti benim için
Biraz yürürsem altında
Belki yıkanır içim
Zaten akşam erken iner
Çocuklar okuldan döner
Beni burda görmesinler
Boşuna sevinmesinler
Dışarda yağmur
(İçimde yağmur)
Dışarda yağmur
(İçimde yağmur)
Dışarda yağmur
İçimde
Kutlu Özmakinacı
Baskanim merhaba,
ADA´miza ve dostlarinin yanina, aramiza hosgeldin... Iyisindir insallah...
Kaya ile Eylemcim bir merhaba deyip kaybolmuslar. Isiniz var saniyorum cocuklar ikinize de kolay gelsin...
Mavigünüm o duydugun sesler benden geliyordur emin olabilirsin, benim gibi yerinden kipirdamaktan kacan birinin yürüyüse cikmasi cok yanlisti... off uff.. bu sabah zor kalktiysam da yine isimin basindayim su esnemek de olmasa, buna bir care bilen var mi aranizda? Ya, bacaklarda ne cok kas varmis daha önce hic farkinda olmadigim simdi ayaga kalktikca ve her adim attigimda sizim sizim sizlayan... :)
No Namecim kusura bakma canim kardesim, yorgunluk beynime vurmus, sana selam vermeyi unutmusum..
Merhaba! Iyi ki burdasin.. :)
yerinden zor kalkanlara,
dışarda yağmur var diyenlere
bir bardak çay ve bir şiirle
mola
Bir Ömür Yetmez
Bahtı teninden yanık bir serencamdı
Bir ömrün bana giydirdikleri
Kaçamadım şerrinden şamarından feleğin
Daha tüysüz bir çocukken dilim dağlandı
Yasaklarla korumaya alındı bütün düşlerim
Ardımsıra kurallar devriyeler gezerdi
Başım üç numara traş trahomlu gözlerim
Babamın ters-yüz ceketi gibiydi hayat
Acısı bol bir ağıt gibi dururdu bedenimde
Ya da sokaklarıma dar gelirdi.
Parçalanmış bir aynada büyüttüm kendi kendimi
Kurşun eritilirdi başımda okunmuş sular içerdim
Boynumdaki muskaya havaleydi bütün hâllerim
Hem takdir hem tekdirlik bir mektepliydim on beşimde
Yağmurlar ve şarkılar kardeş gibiydi
Şarapla tanıştığım rüzgâra bulaştığım bir takvimdi
Hepsi bir şiirin eskizleriydi belki
Sonraki yaralarıma sargı bezleri
Ten çıra olmamıştı yazgım henüz bakirdi
Giz yüzle tanıştı sonra boynunu sıktı muska
Bir tren yolculuğunda bozdum bekâretini
Sonrası âhir zaman kahır mevsimi
Yenildiğim yıllardı kapılar kilitliydi
Rüzgârsız kaldım dilim paslandı otuzumda
Tezgahlarda boylu boyunca ertelendim yarına
Gözlerinin düsturuyla kırdım gecenin çemberini
Kaç arkadaş daha silindi kütüğünden
Notalara söz oldular şiirlerle kutsandı isimleri
Kırk kere bozmuştum tövbemi kırkıma geldiğimde
Sığınacak bir dergâhım da yoktu üstelik
Biraz daha büyütmüştüm yaramı
Bende gözlerin kaldı o şarkının sözleri
Bu biraz da kendimi seninle tanımlamak gibidir
Orda saklıdır dünyanın bütün hazineleri
Kutlu bir mirastır elbet
Bir ömür yetmez anladım
Yazmak için bütün sen'leri
A.Hicri İzgören
Ablacığım,
bu gün pazartesi,
yarın salı...
merhaba Seval abla ,
masanın altından bacakların görünmüyorsa uzat rahatça otur
esneme olayına bir çare bulan olursa banada söylesin çünkü aynen bende senin gibi yorgunluktan esneyip duruyorum ablacım
mavigün ablam haftasonu kendi kafama göre bir keyif yapamadım
ama yinede güzel bir hafta sonuydu
diyebiliriz
verdiğin mola için teşekkürler
bu arada
yurt genelinde havalar böyle galiba burada da hava bulutlu yağmak istiyor yağamıyor,sonra güneş açıyor tekrar bulutlanıyor
böyle devam ediyor şimdilik
Arkadaşlar,
Ana sitede bir duyuru var.
kristal elma felan bişiler,
dizilerin en güzeli seçilecekmiş.
ama bedava değil,4 kontörcük.
harcamayla.
herkes bir göz atarsa bi tartışırdık ne yapalım diye...
Plumeria Alba
Dünyanın en güzel çiçeğine sahip ağaçlarından olan, Plumeria’lar apocynaceae sınıfından, yaprak döken veya yarı-her daim yeşil, 8 türü olan, çalı veya küçük ağaçlardır.
Sukkulent gövdeleri, kalın ve etli dalları vardır, anavatanları tropik ve subtropik Amerika’dır. Asyada, Budist Hint’liler, tapınaklarını bu bitkinin gösterişli ve parfüm gibi kokan çiçekleri ile süslediklerinden, Hint Mabet Ağacı (bitkisi) de denilmektedir. Anavatanlarının dışında, tropik ve subtropik birçok ülkede peyzaj ve süsleme amaçlı kullanılmaktadırlar. Plumerialar dona dayanıksızdır, tohumdan veya çelikleme ile üretililirler.
Plumeria alba vatanı Küçük Antiller ve Porta Rico, olduğu için Batı Hint Yasemini olarak adlandırılmaktadır. Geniş bir çalı veya kısa geniş bir ağaç olarak tanımlanabilir. Dolgun dalları üzerindeki, koyu yeşil yaprakları 25-30cm uzunluğa erişir, altları hafif tüylüdür. 6metre yüksekliğe ve 4 metre genişliğe erişebilen bir ağaçtır. Ortasında sarı gözü olan, beyaz renkli, salkım şeklindeki gösterişli ve parfüm kokulu çiçekleri bütün yaz ve sonbahar boyunca açar.
Rodos, Kıbrıs, Alanya da ağaçları olan bu bitkinin, Akdeniz sahil şeridimizde, korunaklı yerlerde veya sera şartlarında üretilmesi mümkündür.
BBO´nun kazanmasini cok isterdim! Onu yayindan alanlarin utanmalari icin isterdim...
Ama oy vermenin bir maddi bedeli olmasi hic hosuma gitmedi cünkü en iyilerin secilmesinden cok, onlari sevenlerin sögüslenmesi gibi, salak yerine konulmasi gibi geldi bana bu yöntem!
Sana katılıyorum ablacığım.
deseler ki toplanan paraları feşmekan yardım kuruluşuna bağışlayacağız,
hadi neyse, öyle bir şey de yok.
göz göre göre söğüşleneceğiz...
seval arkadaşım haklısın ama Eurovizyon şarkı yarışmasını bile bu hale soktular.kapitalizm heryerde yani sevmenin bir bedeli var öde geç diyor.sinir bozucu durum .
herşeye rağmen
ben oyumu kullandım.
yani çorbada tuzum olsun diye
kategorileri inceledim bizi tek zorlayacak dizi avrupa yakası ve elveda rumeli.yani burdan 3. dizi bile çıksak 16 bölüm oynamış bir dizi için büyük başarı olacaktır.
gönül birinci gelmesini istesede şşartlara göre gerçekçi, olmak gerekiyor.
ben sıralama
avrupa yakası
elveda rumeli
iki aile
BBO
sevgili dünürüm
arasında çekişmeli geçer gibi geliyor.Bu oylamada devam eden dizilerin şansı çok fazla çünkü devam eden yapımların dizisini sevenleri henüz bir bütünlük içindeler .
NOT:iki aile'i unutmuşum oda bizimle yarışacak yapımlardan biri
peki 1. secilen diziler nolacak?
yani sonucta ne yapacaklar?
elma verecekler
kardesim herkes kendi elmasini getirsin
hayret yav
oyy Mavigünüm ben ne yaptim?
Öfkeme kapildim, tüm sinirimi yaziyla bosalttim, hatta resmi sitede bu oylama sistemini boykot etmeyi önerdim!
Bozguncu muyum neyim? :)
evet ben bozuldum,
oy falan kullanmam ben:))
şimdi ben o yazıyı kopyalayıp mint yapımın bütün dizilerinin ana sayfalarında yayınlamazmıyım.
yayınlarım.
ama önce noktalama işaretlerini bir düzenliyeyim.
yazıda çok güzel olmuş ama...
bana göre kategoriler çok sağlıklı gelmedi
uyarlama ve dönem dizilerinin zaten 3adayı var bu durumda bunlar için oylama yapmaya gerek yok direkt finaldeler
fakat dram ve komedide 15'in üzerinde aday var
bence BBO,iki aile,bizim evin halleri bir komedi dizisi değil
aile yapısını anlatan güncel konuları içeren diziler
farklı bir format yani
ayrıca finale her dalda 3 dizi seçilerek 18 dizi kalacakmış
yalnız ana sayfada finale kalan 15 dizi jüri tarafından değerlendirilerek ödüle layık görülecek yazıyor belki yazım hatasıdır bilemem
yani sonuçta neden oylarla biz ön elemeyi yapabiliyoruzda esas ödüllerin verilmesinde katkıda bulunmuyoruz jüri seçiyor
orasıda açıkça belli ki yine her şey daha önceden belirlenmiş oy vermek bahane gibi geliyor bana
çok yazdım yahu noktayı koyayım artık
bitti nokta:)
canım
arkadaşım
sen birşey yapmadın.
artık tüm yarışma sitemleri böyle işliyor.
ya kapalı bir jüri üyeleri
yada halka açık sms le yapılıyor.
boykot etmek siteme karşı çıkmak
en doğal hakkınız arkadaşlar.
bu yüzden bozgunculuk değil yaptığınız.
ben bu zamana kadar hiç bir yarışma bu programına sms yollamadım bu popstar çılgınlığında bile.
bir yolladığım sms eğitim için olanlara oluyor.
Bu yarışmaya sms yollamamın nedeni
1-BBO listede olması
2-Belki bu yarışma sürekli olur dizi sektötünde ki emekçiler
belli bir şekilde kanalize olabilirler çünkü ödül törenleri
böyle bir bir birliktelikte sağlıya biliyor.
3-bu sene ki 1.si uygulanacak bu sistem eğer gerçekten fos çıkacan bir organisazyon olursa bir daha son olur.Yani içeriğini görmek ve eğer iyi niyetli bir gelişimse gelişmesini gelişirkende BBO destek olmak istedim.
4-ben bu yarışmanın başarılı olursa dizilere belli nitelikte geleceği kanısındayım.Belki o zaman daha özgün yapımlar ortaya çıkabilir.
5-Dizide emeğe geçenlere bir sinema bileti gibi düşünerek oyumu verdim arkadaşlar bu benim düşüncem herkes kendini rahat hissetsin ve durumu kendi değerlendirmesine göre yapsın.en doğru olan da budur.
Tüm BBO ailesin de
büyüttüğümüz sevgi için
Elele Büyüttük Sevgiyi
birlikte öğrendik seninle
avcumuzda yüreği çarpan
kuşa sevgiyi
elele duyduk kumsalda denizin
milyon yılda yonttuğu
taşa sevgiyi
tırtılları tanıdık seninle baharda
tırtılken daha sevmeyi öğrendik
sevgiden üreyen kelebeği
toprağı evimiz gibi sevdik seninle
birlikte sevdik kuru toprakta
ev küren köstebeği
köstebeğinden toprağına taşına
tırtılından kelebeğine kuşuna
elele sevdik bu dünyayı
acısıyla sevinciyle sevdik
yazıyla kışıyla sevdik
köy-köy ülke-ülke
gökler gibi sardı dünyayı
yağmur gibi sızdı dünyaya
dünya kadar oldu sevgimiz
elele büyütüp elele derdik
elele derip insana verdik
verdikçe çoğalan sevgimizi
Bülent Ecevit'in
anısına saygıla.
Hey BBO ailesi yaşıyormusunuz
ordaysanız 3 kere
tak tak tak diye vurun.
ne bu sessizlik.
haydi bakayım
http://www.youtube.com/watch?v=MvJHJM6CMjY&feature=related
hekes
biraz canlansın.
mesai saaatine bitmeyede az kaldı.
sssstttt
uyandiracaksin simdi mavigun
tak tak tak :)
tam yoldaydım buraya doğru geliyordum kapıya not bırakmışsınız üç kere vurun diye
bende vurdum yalnız açılmasını beklemedim direkt daldım içeri:)
binalarınıza dış cephe boyası yaptırmak isterseniz oldukça değişik ve güzel
http://www.interesan.com/resim/100147/%C4%B0lgin%C3%A7_Boyal%C4%B1_Apartmanlar
tak tak tak
ben burdayim...
Cok seker seyler bulmussun yine Mavigünüm cok sag ol.. Ben isyerimde sadece izleyebiliyorum, dinleme sansim yok biliyorsun, ama acaba Alman patronumla is arkadasima misket dinletsem mi? diyorum, kulaklari bayram etsin! :)
Konuşmama Cezası
Bir karı koca evde problemler yaşamaktaydı ve birbirlerine konuşmama cezası uygulamaktaydı. Aniden adam ertesi gün karısının kendisini sabah 5:00de iş için bir uçuşu olduğundan uyandırması gerektiğini hatırladı. Sessizliği ilk bozan (ve kaybaden) kendisi olmamak için, bir kağıdın üzerine 'Lütfen beni sabah 5:00da uyandır.' yazdı ve notu karısının bulabileceği bir yere bıraktı. Ertesi sabah, adam uyandı ancak saatin 9:00 olduğunu ve uçuşu kaçırdığını farketti. Çok kızdı, tam karısının onu neden uyandırmadığını soracakken yatağın yanında bir parça kağıt buldu. Kağıtta 'Saat 5:00. Uyan' yazmaktaydı.
hoş geldiniz hey canım türk insanım oyun havasını duyunca dayanamadınız değil mi?
eylem kapı vurmak yok o ne ki
bizde direk içeri dalma var
seval aç sesi belki patron oynar diyeceğim ama patron Alman ısınması sürer onun 10 saat.
şöyle bir yunan olacaktı iş arkadaşın karşılıklı o sirtaki sen misket giderdi iş arkadaşım ama patron senin umutsuz vaka be canım.
Kaya kalk
uyandıracaksın Mavigün dedin
sende uyudun tekrar
senin o koltuğu çok rahat olan kardeşin varya o da uyuyordur şimdi
hadi kalkın
yahu neden hickimse patronlari sevmiyor?
zengin düsmani misiniz kardesim
yok eylem benim kardesimin morali bozuk. caktirmiyor ama dünkü maglubiyetten sonra keyfi hepten kacti
Kayacım sevmemezlik değil ben ne kadar kızsamda çok severim patronumu
o olmazsa paramı kim verecek değil mi:))
şaka bir tarafa severim gerçekten ama sonuçta o patron sen elemansın
o sürekli birşeylerin yapılmasını söylüyor sen yapıyorsun
bu olay bazen can sıkıncada azıcık patronları çekiştiriyoruz n'olmuş yani:))
Birisi bana birşey mi dedi?
Efendim?
Aaa evet haklısın unutmuştum ben o mağlubiyeti
olsun ya sonunda ölüm yok ya
No name gelsene nerelere kayboldun
Dedim evet ben seslendim nerelerdesin ne oldu dedim
Bu sitenin en bulaşık adamına bulaşmaya cesaret ediyorsunuz ya,
hayranım size,
uyuyan çamuru uyandırıyorsunuz,
şimdi başlar dört bir yana sıçramaya...
kayacım
aramızda ilişki tamamen maddeye dayanıyorda canım kardeşim ondan yani duygusal bir durum olamaz.sevmememiz bundandır.yoksa zenginliklerini allah daim etsin ki bizede iş kapıları açılsın.
yok dostum sen keyfine bak. sana kim ne diyebilir
haklisin eylem isci olmak cansıkıcı ama patron olmak daha da cansıkıcı. ben benimkinden biliyorum. adamin yapacak isi gücü yok, iscilere sariyo. napalim kader
herkese selaaaaammm bugün anca girebildim ee naaparsınız arkadaşlar
sen de haklisin ablacim. ben seyden dolayi öyle yazdim
bir gün patron olmayi düsünüyorum da :))
Galip geldiğinde sevmiyorum Fenerbahçe'mi yenildiğinde sevdiğim kadar...
bulaşık arkadaşım bizde bulaşık yıkamayı bilirdik ama gel gör ki vakit bitmiş :)
bugün işlerden dolayı çok fazla uğrayamadım tam muhabbete başladım iş saati bitmiş
bu hafta biraz böyle geçecek iş dolayısıyla
ben hepinize bol muhabbetler dileyim kendinize iyi bakın iyi akşamlar
iloş hoşgeldin,
eylem gülegüle.
hoşbulduk no name özlemişim sizi yav
eyvallah,
bizde seni özledik,
dersler yoğun galiba?
huyumuz kurusun bagisiklik yapariz
bir bulastin mi daha ayrilamazsin
taze çay demlenmiş,hazır.
çıtır ankara simidi sıcak,
eski kaşar taaa Kars'tan.
herkes davetlimdir,
buyrunuz...
yaa evet yaa dersler bu aralar yoğun tam sınav zamanı yazamıyorum yaa valla haklısınız bağımlılık yaptınız bende haaaaaa:D:D
ooooooo ne yaptın sen no name yaa
Bağışıklık yap istersen
yeter ki bağımlılık olmasın...
Kardeşim benim.
öğreneceğiz beraberce...
:D:D
haklisin, bizim türkce bu kadar :))
yalniz su kasarli simitten canim cekti ha
ablacığım,
Nasılsın?
özledim yaa,
yarın salı...
Öbür ablacığım,
Nasılsın?
seni de özledim vallahi.
yarın salı...
başkanım,helal olsun diyorum,
başkada bişi demiyorum...
no name
kalk bakayım şu koltuktan yer ver ablana söyle bir de çay simitlerde sıcacıkmış şu senin pastaneden mi aldın tamam kaşar peynirimizde var.
sahi sen neyi özledin bakayım.
anlat ablana.Beni özledinse geldim işte.
no name ne olduki ?
kızgınlık ifadesi gibi geldi sözün...
Başkanım,
sen türküleri seversin.
bu çanakkale türküsü(hani çanakkale içinde vurdular beni,ölmeden mezara diye giden türkü)hangi yörenin türküsü?
Seni seni seni... (burda isaret parmagimi tehditkar bir sekilde salliyorum kaslarim da catik, gören korkar)
Sen ablayla dalga mi geciyon bacaksiz? Hani benim cayim, yaninda simidim bakiiim? Kokuyu almasam haberim olmaycak!
Canlar mesaim bitti, aksama evden sohbete devam insallah.. kalin saglicakla..
no name o Yozgat yöresi türküsü
Kastamonu olmasın
sevgili dostlar, mint in sitesindeki oylama konusunda görüş farklılıkları var..
ben işe maddiyat boyutu ile yaklaşılan bir oylamaya katılmam..madem bir halk oylaması yapıyorsun bu işten maddi beklentin olmaması gerekir..
sizlerin düşüncesine saygım var, isteyen oylamaya katılabilir
o isimsiz benim haberiniz olsun :)
ablacığım,
hani salı günleri senaryo vardı.
pazartesileri çerez vardı...
tabiki seni özledim.; :))
valla ben Yozgat diye biliyorum no name..yanlış biliyorda olabilirim tabi :)
ama
türkünün kaynağı Kastamonulu İhsan Ozanoğlu'dur olarak yazıyor googlede..
Seval ablacığım,
seninle dalga geçmek benim haddime mi düşmüş.
Ablasıyla dalga geçeni Allah çarpar.
sadece iki kanka senaryo olayını ihmal ediyorsunuz hatırlatmak istedim.
mavigün ablam ihmal etmiyo da sen biraz tembelsin bu hususta kusura bakma.
Sen yoksun ya serbest atış yapıyorum.
sitede olsan tırsar daha yumuşak ifadeler arardım ama yoksun işte.
o yüzden içimden yüzüne karşı korkmadan söylüyorum işte.
tembeel,tembeeel,
sadece senaryo tembeli ama ha yanlış anlama olmasın...
selamm ben geldimm:))
sizi çok özledimm:)))
hoşgeldin gökçeeee
iloş,
hangi iki rengi çok seviyorsun?
müsadenizle benden bugünlük bu kadar dostlar..
sizlere güzel bir gece diliyorum,gülümsemelerin ışığında..
sevgiyle ve sağlıkla kalın..
yazılmışsa yarına da nefes alabilmek, görüşmek dileğiyle..
hoşbuldumm:))
hmm bi düşüniyim beyaz veee yeşili çok severim
konyaspor :))
nooldiki?
yok yavv ben beşiktaşlıyım:D:D
iyi de yesil-beyaz konyaspor`un renkleri
ilos sen de neyi sevdigine bi karar ver ama
iloş sende mi:)
tek başıma kaldım şu sitede:))
Kemer`de Tatil 9
Halil yavastan ikna etme cabalarina baslar:
-Kemer ne kadar güzel bir yer degil mi hayatim?
-Evet. Gercekten de cok güzel. Havasi sicak, insanlari sicak, bi de kredi karti geciyo...
-Ne?
-Hehehe... Yani diyorum ki insanin Istanbul`dan pilisini pirtisini toplayip buraya yerlesesi geliyor. Öyle degil mi?
-Öyle. Burda yasmayi baska heryere tercih ederdim. Istanbul disinda tabi.
-Ne? Ne Istanbul`u ya Esmacim ne... Istanbul`da olup burda olmayan birtek sey söyle bana.
-Bi kere evimiz Istanbul`da. Sonra torunlarimiz, dostlarimiz, sonra cocuklarimiz, isimiz...
-Esma! Ben sana bi tek sey söyle dedim...
-Ahhh... Mehtap ne güzel degil mi?
-Hem biz istesek burda binlerce arkadas bulabiliriz yav.
-Halil, nerde yasarsak yasayalim. Orda cocuklarimiz ve dostlarimiz olmazsa, hicbir sey benim icin eskisi gibi olmaz.
Halil o aksam Esma`yi ikna edemeyecegini anlar ve üzerine de fazla gitmek istemez. Ertesi gün Soner ve Halil surf yapmaya karar verirler. Kahvaltidan sonra da surf kiralamak üzere otelden ayrilirlar.
-Hosgeldiniz.
Halil:
-Denizde gezmek icin surf var mi sizde?
-Valla bu civarlarda pek rastlanmaz ama sanirim sizin icin bi tane bulabilirim. Hanginiz dümenci olacak?
Halil de Soner de bir agizdan "Ben!" derler.
Halil:
-Noluyo be? Ben askerligimi denizde yaptim sana noluyo?
-Ben de askerden geldikten sonra her yaz arkadasimin teknesinde cok dümen cevirdim.
-Bilmez miyim senin cevirdigin dümenleri?
-Baba!
-Iyi be iyi. Pabucumun dümencisi...
Kiralayan adam:
-Istiyosaniz bi yarim saat size ders verebilirim.
Halil:
-Ne? Surf dersi mi?
-Hayir, dans dersi. Biliyosunuz surf kullanmak icin, tango kursuna yazilmaniz gerekiyor.
-Yok yok. Hic gerek yok yav. Bizim acelemiz var. Bir an önce gidelim. Benim saat ikide geri dönmem lazim. Toplantim var. Hadi bakim evlat. Sec surdan bi tane.
-Ya baba, bi bes dakika anlatsaydi adam bari ya.
-Ya ne diyosun ya, birak Allah askina. Dur bakim, bir dakika kardes, bi müsaade et bakiyim. Hah tamam iste su nasil. Nerde bunun direksiyonu?...
kardeşim benim,
bir tanesin...
seni yaradana kurban
sen de 1 tanesin
Kemer`de Tatil 10
Halil Soner`i ikna ederse Esma`yi da ikna edebilecegini düsünür ve Soner`i tava getirmek icin ugrasmaya baslar.
Halil ve Soner surf üzerinde acilmaya baslarlar. Derken Soner yelkeni elinden kacirir ve dalgalarin arasinda yelken uzaklasir.
-Eyvaaahh... Yelken gitti baba.
-Bosver yelkeni ya. Eskiden yelken mi vardi? Su güzellige bak. Valla Istanbul`da böylesini bulamazsin.
-Baba!
-Ne var yav, baba baba. Ne?
-Baba ya, su dubalari gecmekle pek iyi etmedik galiba.
-Ne diyosun sen ya? Su denizin berrakligina bak. Bak, bakinca baliklari mercanlari filan görebiliyorsun. Istanbul`da baktiginda gördügün tek sey bira kutusu, bir de karpuz kabugu.
-Baliklari, mercanlari görüyorsun da, ben ortada kara görmüyorum.
-Ya su güzellige bak. Bana bak Soner. Ne diyecem sana. Gel su Istanbul`daki evleri satalim. Burda sahilde birer ev alalim, burda yasayalim.
-Hangi sahil baba, ortada sahil mi var?
-Nasil sahil mi var? Iste ord... O sahil... Sahil nerde be!!! (Sinirlenir ve bagirmaya baslar) Nereye getirttirdin bizi yav? Kayboltturdun bizi oglum.
-Baba, sen acilalim diye israr ettin.
-Gevezeligi birak, sahili bul. Sahil nerde?
-Tamam baba dur bagirm ya. Yönümüzü nasil bulacagimizi buldum.
-Nasil?
-Yildizlara bakarak.
-Ne yildizi be manyak misin? Ben Kemer`e dönmek istiyorum.
-Yahu kutup yildizi kuzeyi gösterir.
-Haaa öyle desene ya.
-Tamam mi? Yönümüzü öyle bulacagiz.
-Ha iyi bakalim. (Havaya bakar) Kutup yildizinin ne isi var gündüz vakti?
-Haklisin baba ya.
-Imdaaattt!!!!
-Imdaaaatttt!!!...
-Yav kiprasma surfü devirecen. Kiprasmaaa...
Kayacim bu son yazdiklarin tek kelime ile süper! Inanilmaz güzel, bir tanesin..
No Namecim sen de bir tanesin! :)
kardeşlerim benim
2 tanesiniz.
kayacım sağol canım.
begendiginize sevindim
siz de bir tanesiniz :))
devamina baska zaman devam ederiz artik
bizimkiler su koyuverdi :))
elektrik bir an gitti geldi,
benim modem aptal oldu.
halen dns.arıyor.
allahtan komşunun kablosuzuna bağlandık ta internete girebildik.
evet nerde kalmıştık?
Kaya,
herhalde iki kafadarı kıbrıs'ta
buluruz artık,
yada helikopterle aramak lazım hava kararmadan.
arkadaşlar herkese iyi akşamalr ben çıktım en büyük BEŞİKTAAAŞŞŞ:D:D:D
valla kardesim bakacaz artik duruma göre degisir
yarin aksama devam etmeyi umuyorum
bu arada Kemer`e en yakin ada hangisi :))
kardeşim bir sıçan adası var.o da sahile 100 m hadi 150 m.olsun işini görmez.açık deniz.
kıbrıs'a kadar yolu var bence
ben de bundan kormustum :)
bana mola arkadaslar
yine ugramaya calisirim
simdilik hosca ve dostca kalin...
ama çok uzak sörf le mümkün değil,
sen helikopterle işi hallet...
bu arada sörflerin yelkenide kaçıp gitmez,tahtaya adaptörle bağlı.
zor yani yelkensiz kalmak.zaten iki kişi de tek tahtada zor.
keşke deniz bisikleti veya sandal olaydı...
baktın kıvıramıyorsun,
ablalarının yaptığını yaparsın.
rüyaymış der sıyrılırsın işin içinden...
Gülün rengi hakkında fikri olan var mı?
ne gülü??
gülün adı,değil
fikrimin ince gülü,değil
gülünün solduğu akşam,değil
böyle uzar gider de benim sorduğum
ismimin yanındaki gülün rengi?
hımm pardon ben onu göremiyorum nedense bende x çıkıyo sizin resimlerinizi göremiyorum ondan sordum..
Bir yağmur başladı,
Kışın bile böylesi zor görülür.
Gök gürültüsünden camlar zangırdıyor...
kardesim arkamdan yazmis da yazmssin ha :)
haklisin ama surf dedik bi defa
yelkenini de kopardik
yapacak bisey yok
güle gelince bence gölgede acan bir tomurcuk misali harika görünüyor
abi,
rengini sordum ya
tomurcuk ta ne renk?
Fatih,
yok yazılmak üzeresin,
bilmem farkında mısın?
abicim ben de rengi harika demek istedim zaten
niye bu kadar taktin gülün rengini, solmasin yeter
Öncelikle tüm FENERLİLERE geçmiş olsun diyorum.
Atılgancığımı da tekrar tebrik ediyorum..
Seni çok seviyorum ATILGANIMMM(L)
Erkekler Kulübü
Taraf seç artık ortada kaldın
Sağını solunu şaşırır oldun
Erkekler kulübüne hoşgeldin oğlum
Güzel kadınlar,evde karın var
Özgürlüğü aşka kaptırır oldun
Erkekler kulübüne hoşgeldin oğlum
Çiğne hayatı sakız gibi
Tadı kaçınca tükür ağzından
Erkek gibi öl,erkek doğdun
Erkekler kulübüne hoşgeldin oğlum
Sarhoş geceler,ayıktı günler
Hayatın kanını içip doydun
Erkekler kulübüne hoş geldin oğlum
Zirveler bekler
Muhabbetler
Tembeller ezilir,çalış oğlum
Erkekler kulübüne hoşgeldin oğlum
Çiğne hayatı sakız gibi
Tadı kaçınca tükür ağzından
Erkek gibi öl,erkek doğdun
Erkekler kulübüne hoşgeldin oğlum
Söz: -
Müzik: -
Albüm: Ateş Yağmurunda Çırılçıplak
www.youtube.com/watch?v=Aap9PWi8fIg
sözler harikaymis dinleyim bakim nasil birseymis
herkesen iyi geceler diliyorum,
kısmetse yarın görüşmek umuduyla
Hoşçakalıınnn...
Iyi geceler...
Herkese iyi geceler diliyorum...
Yarin sabah uyanmak kismetse sizlerle birlikte günü, sevinci ve yasanacaksa kederi paylasmak umuduyla...
Yorum Gönder